Sunset Boulevard (1950) & Eskiler - vulnicure

25 Eylül 2016 Pazar

Sunset Boulevard (1950) & Eskiler

Buster Keaton, College
22 Haziran 2016 tarihinde buraya şöyle yazmışım:
"Bir arkadaşımla beraber eski filmleri izlemeye karar verdik bu ay ve uzun araştırmalardan sonra çok geniş bir liste hazırladık. Şimdi artık kaç senede gider bilmesem de ben üç tanesini bitirdim, dördüncüsünü izliyorum. İleriki günlerde hazırlamayı düşündüğüm bir yazıda filmlerden ayrıntılı olarak bahsedeceğim."

Ben ayrıntılı bir yazı yazmadım :) Nedenlerine gelirsek, bu eski filmler gerçekten çok eski, 4 ayda 22 filmle 1925 yılına anca geldim. Ä°ster istemez arada boÅŸluklar da oluÅŸtu. Zihnin Arka Sokakları'nın Günübirlik Film Meydan Okuması'nda sevdiÄŸi bir klasik olarak 1950 yapımı Sunset Boulevard filmini söylemesi üzerine dün gece onu izledim. Lumière Biraderler ile baÅŸlattığım sessiz film serüvenimde Georges Méliès, D.W. Griffith, Louis Feuillade, Robert WieneVictor Sjöström, Charlie Chaplin, F.W. Murnau, Robert J. Flaherty, Fritz Lang, Benjamin Christensen, Buster Keaton ve S.M. Eisenstein'ı yönetmen olarak tanımış bulundum. Hele ki bazılarının birkaç filmini izlemiÅŸ olunca yönetmenin tarzına aÅŸina olmuÅŸ oldum, aynı ÅŸekilde oyuncular ve en önemlisi dönem insanı hakkında bilgi sahibi olmuÅŸ oldum. Beni en çok mutlu eden de buydu zaten; dönem insanı neye gülüyor, neye üzülüyor, ne hissediyor, hissettiklerini nasıl gösteriyor bunu görebilmek. Sessiz sinemanın altın çağını gördükten ve neredeyse 100 yıl sonra filmler hakkında fikir sahibi olduktan sonra bizzat Hollywood'u konu alan Sunset Boulevard filminin beni etkilememesi ÅŸaşırtıcı olurdu zaten.

Gloria Swanson, Sunset Boulevard
Hollywood'un içinden Hollywood'dan bir hikayeyi izliyoruz. BaÅŸrolde Gloria Swanson var, kendisi Norma Desmond adındaki yıldızı artık sönmüş, 20'lerden bir sessiz film yıldızını canlandırıyor. DiÄŸer bir karakter ise pek de baÅŸarı gösterdiÄŸi söylenemeyen senaryo yazarı Joe Gillis (William Holden). Filmi izlemeyenlere filmden önemli birkaç bilgi vermiÅŸ olacağım için diÄŸer önemli karakterlerden bahsetmeyeceÄŸim.

Filmin öyle hüzünlü, öyle ilginç bir hikayesi var ki; 1 saat 50 dakikamı karakterleri ve replikleri teker teker düşünerek, oyuncu seçimlerine hayran kalarak, oyunculukları ayakta alkışlamak isteyerek geçirdim. -bunda en büyük faktör karakteriyle tamamen bütünleşen sevgili Gloria Swanson tabii ki- Norma Desmond çok ince düşünülmüş bir karakter, çok gerçekçi ve hikayesi içinize işleyen türden. Ama bu değil ki diğer karakterler boş, aksine hepsi inanılmaz. Bir süre önce izlemiş olduğum sessiz filmlerin yıldızlarına göndermeler vardı mesela, en güzeliyse harika bir şekilde bizzat Buster Keaton'ı görmekti. Bunca şeyin yanında kulağa şiir gibi gelen muhteşem diyaloglardan laf arasında bahsetmiş olayım. Filmi Hollywood'un bizzat kendine yaptığı bir eleştiri olarak düşünmek hatalı olmaz diye düşünüyorum.

Uzun lafın kısası çok keyifle izlediğim ve kusur bulmakta epey zorlandığım bir film izlemiş oldum. Eskilerden biraz hoşlanıyorsanız filmi izledikten sonra demek istediklerimi zaten çok iyi anlayacaksınız.

Åžimdi de diyaloglara ihtiyaç duyulmadığı, oyuncuların yüzlerinin yettiÄŸi o döneme gelmek istiyorum. Ä°zlediÄŸim filmleri tek tek anlatmayacağım, merak etmeyin :) Öyle ya da böyle, sinemada zaman içerisinde belli akımlar baÅŸ gösterdi; bu akımların büyük örnekleri bazen zamanında deÄŸer görmedi ve sonradan önemi anlaşıldı, bazense hak ettiÄŸi deÄŸeri gördü. Elbette bu dönemde de bunlar oldu, ama bu yönetmenlerde en çok dikkate deÄŸer özellik çoÄŸunun çok yaratıcı insanlar olması. Ä°mkanlarına raÄŸmen ortaya koydukları eserler ÅŸok edici. 10'lu yıllara damgasını vuran yönetmenlerden biri filmlerindeki ırkçılığıyla ünlü D.W. Griffith mesela. Kendisinin 4 filmini izledim, böylesine ırkçı bir insan olmasa sadece sessiz sinema tarihine deÄŸil, direkt sinema tarihine damgasını vurmuÅŸ olacaktı diye düşünüyorum kendisi için. Intolerance: Love's Struggle Throughout the Ages ve Broken Blossoms or The Yellow Man and the Girl filmleri favorilerim. Filmlerin çekimleri ve hikayeleri çok baÅŸarılı. Aynı ÅŸekilde burada Le Voyage dans la Lune filmini yorumlamış olduÄŸum Georges Méliès de çok eskilerden bir deha. ÇoÄŸu filmi kısa film niteliÄŸinde olduÄŸu için açıp izleyebilirsiniz, o dönemde nasıl böyle filmler çekmiÅŸ, nasıl bu efektleri oluÅŸturmuÅŸ insanı hayrete düşüren bir yönetmen kendisi.

20li yıllara geldiÄŸimizde de sinemada ilk olarak Das Cabinet des Dr. Caligari, Körkarlen, NosferatuDr. Mabuse der Spieler gibi baÅŸ yapıtlar izliyoruz; sonra bu filmlerin etkisiyle oluÅŸan türünün çok daha baÅŸarılı örnekleri geliyor tabii. Küçük bir not: Ben daha oralara gelemedim :) Bunların yanı sıra komedi de geliÅŸmeye baÅŸlıyor, Charlie Chaplin ve Buster Keaton'ın çok büyük etkisiyle. Ä°kisinin tüm filmlerini izledikten sonra kendilerine özel bir yazı hazırlamak istiyorum, bu iki yönetmen çok ayrı çünkü.

 Ne yazık ki her ÅŸey kalıcı olamıyor, 2016'da izlediÄŸinizde o dönemi düşünüyor olsanız bile filmi beÄŸenerek izleyemiyorsunuz, çünkü anlayamıyorsunuz. Böyle birkaç örnek izlemiÅŸ oldum, ki bunların başında True Heart Susie, Les Vampires ve Nanook of the North geliyor. ÖrneÄŸin Nanook of the North'u izlerken gerçekten çok sıkıldım çünkü ilk belgesellerden biri olduÄŸu için günümüz insanının belgesel anlayışına hitap eden bir ÅŸey izlemiyorsunuz. Bir de film hakkında araÅŸtırma yapınca dönemin bir kürk markasının sponsorlukları gibi bilgiler öğrenince iyice filmden soÄŸudum. Ama yine belgesel niteliÄŸi taşıyan -ama belgesel kesinlikle deÄŸil- Häxan ise hatırlayacağım ve beÄŸendiÄŸim filmlerden biri olmuÅŸtu.

Filmlerde bir şeylerin anlatılmaya başlandığı zaman sinema sektörü zaten çok büyük yol kat etmeye başlıyor. Sessiz sinemanın yıldızlarına bu konuda çok şey borçluyuz. Kimi zaman kendimizi, duygularımızı, korkularımızı, arzularımızı gösteren filmler izlemek istiyoruz; kimi zaman da topluma, izleyicisine bir şey anlatan ama bunu farklı yollarla deneyen yaratıcı filmler... Bunları bize çok güzel göstermiş eskiler. Çünkü diyalog yok, sadece yüzler var.

Çok uzattığımın farkındayım, o yüzden artık bitireyim bu yazıyı. Eski filmlere dair tek bilgisi babasıyla eskiden hafta sonları izlediği kovboy filmleri olan 21. yüzyıl insanının hislerini okuyabildiyseniz okumuş oldunuz.

"I hate that word. (comeback) It's a return, a return to the millions of people who have never forgiven me for deserting the screen."

6 yorum:

  1. Sadece mimiklerle konuşmadan sanat yapabilmek büyük başarı gerçekten...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle, bunu başaran herkese de sonsuz saygım var :)

      Sil
  2. Hani Norma diyor ya bir sahnede, "ben hala büyüğüm, ama filmler küçüldü" ne kadar da doğru bir tespit. Söylediklerine katılıyorum, sessiz filmlerde oyuncuların işleri çok daha zahmetli ve hünere dayanan bir durumdu. Şimdi ses ve peşinden gelen görsel/işitsel efektlerle "insan bedeni mucizesi" geri plana atılıyor. Oysa insanın kendisi bir mucize ve sadece tek bir gözyaşı dökmek bile filmde ustalık gerektiriyor. Burroughs "kelimeler ihanettir" der, katılırım. Diyalogsuz, sadece bedeninle tüm insanlığa seslenirsin. İngilizce bilmen, Fransızca konuşman hiç farketmez.

    Filme dönersek, Norma sadece eskimiş bir yıldız değil aynı zamanda düşüşe geçmiş bir "insan" aynı zamanda. Beni bu kadar etkilemesinin belki de en önemli nedeni şuydu. Hepimiz bir dönem parlıyoruz kendi hayatlarımızda ve maalesef bir yaştan sonra herkes çöküşe geçiyor. Sözlerimiz dinlenmemeye, etkimiz azalmaya başlıyor artık. Bu durumu bir film aktrisinin üstünden anlatmak çok zekice bir tercih. Ne yazsam yetersiz film hakkında :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yine ekleyecek pek bir şeyin kalmadığı bir yorum yapmışsın Zihin, olmuyor böyle :D

      Evet, bu parlama ve de sonradan çöküş mevzusu benim şu ana kadar izlediklerim arasında pek ele alınan bir konu değildi. -Sadece 12 Angry Men'deki yaşlı karakterin bundan bahsettiğini hatırlıyorum.- Film direkt bu konu üzerinden işlemiş; çok da doğru, etkili bir tercih olmuş Norma Desmond. Gerçekten yetersiz film hakkında söylenen her şey :)

      Sil
  3. 1962 yapımı What Ever Happened to Baby Jane? filmi Sunset Blvd. ile akrabadır. Eğer izlemediyseniz mutlaka öneririm. Orada da eskimiş film yıldızları merceğe alınarak, güzelliğe tapan Hollywood'un gaddarlığı eleştirilmiş. Gerçek hayatta birbirlerine kanlı bıçaklı rakip olan Bette Davis ve Joan Crawford da başroldeki iki kız kardeşi canlandırarak karşılıklı döktürmüştü hatta :) O dönemin filmleri sinema dilini kullanarak özeleştiri yapmaktan çekinmemişler, sadece bu bile saygıyı hak ediyor.
    Çok keyifli bir yazı olmuş, zevkle okudum. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle öneriniz için teşekkür ederim, bu hafta içerisinde kesinlikle izleyeceğim. Özeleştiri yapabilmek çok önemli ve zor bir şey, saygıyı hak ettiklerine tamamen katılıyorum.
      Yorumunuz için çok teşekkür ederim!:) Sevgiler.

      Sil

Görüşleriniz benim için çok değerli :)