vulnicure: Müzik
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2023 Cumartesi

2023 MTV Video Music Awards’un Ardından...

Cumartesi, Eylül 16, 2023 10
2023 MTV Video Music Awards’un Ardından...
Kevin Mazur


 "VMA mi kaldı?" diyeceksiniz, haklı da olacaksınız. Töreni en son 2020 yılında izlemiştim, eh, takdir edersiniz ki o sene pandeminin en eve tıkılı dönemiydi ve yapacak daha iyi hiçbir şeyim yoktu. Bu sene izlemeyi düşünmüyordum ancak törenin yapıldığı gece beni uyku tutmadı ve Twitter'da gezindikçe pembe halı görüntüleri karşıma çıkıp durdu, ben de merakıma yenik düştüm.


İzledikçe neden artık kimsenin bu etkinliği umursamadığını iyice anlamış oldum. Çok değil, 7-8 sene öncesine kadar VMA sahiden prestijli bir ödüldü. Bunun yanı sıra Britney Spears'ın omuzlarında pitonla sergilediği meşhur performanstan Kanye West'in Taylor Swift'in ödül konuşmasını bölmesine kadar pop kültürü tarihine geçmiş pek çok an ve performans da bu törenden çıktı. Şimdilerde ünlü sanatçılar promosyonunu yapacakları bir şey yoksa törene uğramıyor bile. Maalesef 2023 yılı da tüm bunlar için bir istisna olmadı. Hafta içi yapılan ve 4 saate yakın süren törenin kazananların tamamının canlı yayında açıklanmaması ve tweetlerle duyurulması organizasyonun amatörlüğünün sonuçlarından sadece biriydi. Bazı kısımlar gereksiz uzundu, keyifsizdi. Ödüllerin akışı fazla yavaştı. Özellikle sonlara doğru bitse de gitsek diye düşündüm durdum ama dünya bana bu konuda pek katılmamış sanırım çünkü etkinlik 2019'dan beri 18-49 yaş aralığındaki en yüksek reytingini almış.


Törenin sunucusu Nicki Minaj'dı ancak buna ne kadar sunuculuk diyebiliriz bilemiyorum çünkü Nicki açılışı yaptıktan sonra 1-2 saat ortalıklarda hiç görünmedi. Performansını pek beğenemedim, tıpkı törenin kendisi gibi tekdüze buldum. Yine de yakında yayınlanacak albümü Pink Friday 2'dan yeni bir parçayı duymak heyecan vericiydi, zaten albümü merakla bekliyorum. Bunun dışında Nicki hip hop'ın 50. yılı şerefine yapılan özel performansta da sahne aldı ki bu performans gecenin en keyifli dakikalarındandı.


VMA "relevant"lığını yitirse dahi onur ödülü sayılan ve törenden önce açıklanan Vanguard Ödülü'nün kime verildiği başlıklarda kendine hep yer buluyor. Ödülün bu senenin kazananı ise Shakira'ydı. Shakira'ya çocukluğumdan beri bayılıyorum, bu ödülü de sonuna dek hak ettiğini düşünüyorum. Performansında da çok sevdiğimiz hitlerini artık klasikleşen Shakira dansıyla izlemek çok keyifliydi. Ancak... arkaya canlı vokal bile kaydetmeden tamamen playback yaparak performans sergilemiş olmasını sevmedim. Bu hareketleri yapmak kolay değil, biliyorum ancak mikrofonun açılmaması da Shakira gibi birine çok yakışmadı diye düşünüyorum. En azından arkaya yeni canlı vokaller kaydedilebilirdi. Shakira'nın seti fena değildi ancak bu senenin performanslarında dikkatimi en çok çeken durum setlerin oldukça sıkıcı ve renksiz olduğuydu. VMA'in eski günlerinin dev prodüksiyonlu setlerini beklemiyorum tabii ancak 2020'de bile daha yaratıcı işler vardı, bu konuda tören genel olarak sınıfta kaldı.


Törende öne çıkan performanslardan biri Olivia Rodrigo'ya aitti. Vampire'ın müzik videosunu  buradaki performansına yedirdiğini anlamayan bazı ünlü ve seyircilerin tepkilerini izlemek eğlenceliydi. Yaşı gereği Olivia canlı performans sergileme konusunda sıkıntılar yaşayan biri ancak çıkış yaptığı seneye kıyasla kendini ne kadar geliştirdiğini göstermiş oldu. Olivia gecenin ilk dakikalarında şarkılarını seslendirdikten sonra ortalardan kayboldu, bir daha görülmedi. Bu konuda ona yeni işbirlikleri Bongos performansını sergilemek üzere törene katılan Cardi B ve Megan Thee Stallion eşlik etti. Bana bu konuda fazlasıyla karşı çıkanlar olacaktır ancak bence ikili gecenin en iyilerindenlerdi. Her ikisinin de sahneden dolup taşan müthiş enerjileri törene renk kattı. Özellikle Cardi'nin seslendirdiği kısımlarda arkadaki ses fazla yüksek olsa da bu yüksek tempolu ve koreografili performansta kendisine çok yüklenmeyeceğim çünkü en azından sesini duydum. Megan her zamanki formunda olsa da törende performasından çok Justin Timberlake ile sahne arkasında yaşanan mevzusuyla konuşuldu. Twitter'da paylaşılan bir videoda Megan *NSYNC üyelerine, özellikle de Justin Timberlake'e kızıyor gibi görünüyordu. Aralarında ne olup bittiği anlaşılamadığı için sosyal medya bu konuyla çalkalandı ancak sonradan Megan, Justin ile bir videosunu paylaşarak aralarında bir problem olmadığını, sadece fazla el hareketi kullanarak konuştuğunu söyleyerek konuyu kapattı. Bu durum *NSYNC'in yıllar sonra tekrar bir araya gelişine biraz gölge düşürdü. Her ne kadar Justin Timberlake'in özellikle Timbaland ve Danja dönemleri pop müziğe dair en sevdiğim dönemlerden olsa da ben gruba nesil olarak yetişemediğim gibi hiçbir zaman ilgi duymadım, dolayısıyla Taylor Swift başta olmak üzere izleyiciler gibi çılgına dönemedim. Ancak Nelly Furtado ve Timbaland'i ödül sunmak üzere bir arada görmek muhteşemdi, özellikle Nelly'nin enerjisi çok iyiydi.


Demi Lovato'nun performansı eski 3 hitinin "rock" düzenlemeli hâlleriydi. Dürüst olmak gerekirse Demi Lovato'nun pop rock köklerine döneceğini ilk öğrendiğimde Miley Cyrus'ın Plastic Hearts'ı gibi olgun bir iş göreceğimizi düşünerek heyecanlanmıştım. Ancak ortaya çıkan sonucu gördüğümden beri Demi'nin tam bir sanatçı vizyonuna ve özgünlüğüne sahip olmadığını düşünüyorum. Pop rock albümü ve eski şarkılarını bu tarz düzenlemelerle tekrar kaydetmesi bende şimdilerde tekrar popülerleşmiş ve listelerde kendine yer bulmuş bu sounddan kendine yer edinme çabası gibi geliyor. Gece sergilediği performansını ise Sorry Not Sorry kısmı dışında beğenmedim ve özensiz buldum.


Noam Galai

Doja Cat'in performansı bana göre gecenin en iyisiydi. Kendisi sosyal medyadaki tavırlarıyla çoğumuza göz devirtse de sahneyi doldurarak iyi performans sergilemeyi çok iyi biliyor. Ayrıca Diddy'nin Küresel İkon Ödülü'nü alması şerefine sergilediği özel performansında kendisine eşlik eden Keyshia Cole'un vokalleri de törende beni etkileyenlerdendi. Bunların dışında gece boyunca 15-20 saniyeliğine sahne alan bazı yeni sanatçılar vardı. Bu kısa performanslar kendilerine görünürlük kazandırıyor olsa da seyirci şarkının havasına giremeden bir anda kesiliyordu. Reklam arası gibi şarkı arası mı olur? Hiç anlayamadım.


Gecenin k-pop kontenjanını Stray Kids ve TXT doldurdu. Her iki grup da törende çölde vaha etkisi yaratacak şekilde iyiydi. Stray Kids'in performansı grubun potansiyelinin bir fragmanı gibiydi, özellikle sonlara doğru iyice yükselen bu performanstan çok daha fazlasını yapabildiklerini biliyorum. TXT'nin Anitta ile performansı ise bir süre önce ilgimi yitirdiğim bu gruba tekrar merak duymamı sağladı, harikaydı.


Ödüllere gelecek olursak... VMA birkaç teknik kategori dışında hayran oylarına göre veriliyor, yani üstüne yorum yapmak pek mümkün değil. Sanatçılar da bu sebeple törene pek teşrif etmiyorlar zaten, hayran gücü yüksek isimler karşısında hiç şansları yok çünkü. Ben yine de birkaç kategori hakkında konuşacağım. Ice Spice'ın En İyi Yeni Sanatçı'yı kazanması kimseyi şaşırtmamıştır, kendisi yılın en çok ses getirenlerindendi. En İyi İşbirliği'ni Rema ve Selena Gomez işbirliği Calm Down'ın kazanmamasının hiçbir açıklaması yok bence, çıkışının üstünden ne kadar zaman geçmesine rağmen nereye gitsek bu şarkıyı duyuyoruz. En azından En İyi Afrobeats Şarkısı Ödülü'nü kazandılar da geceden ödülsüz dönmüş olmadılar. Yılın Grubu Ödülü'nü Blackpink aldı ki ödülü daha önce hiç almamışlar, buna çok şaşırdım. En İyi K-Pop Ödülü'nü ise törende performansını sergiledikleri S-Class şarkısıyla Stray Kids aldı, bunun grup adına önemli bir fırsat olduğu kesin.


Yazının başındaki fotoğraftan da anlaşılacağı gibi geceye adını kazıyan isim Taylor Swift'ten başkası değildi. Taylor, sahip olduğu 11 adaylığın 9'unu kazandı. Kariyerinde eşsiz bir yeni zirve noktası yaşayan Taylor'dan başkasının Yılın Sanatçısı'nı alacak hâli yoktu tabii, buna bir lafım yok. Ancak neredeyse tüm ödüllerin kendisine gitmesi büyük Taylor Swift hayranları dışındaki izleyici için bunaltıcı oluyor. Mesela listede Flowers ve Kill Bill gibi şarkılar varken Yılın Şarkısı'nın veya Yılın Videosu'nun Anti-Hero olduğunu düşünen var mı? Yine de bu kategoriler hayran oylarıyla seçildiği için kabul edilebilir, ancak profesyonellerce seçilen En İyi Yönetmenlik ve En İyi Sinematografi'nin de Anti-Hero'ya gitmesi biraz abartı oldu. Bu gibi durumlarda bazı ödüllerin törene katılacak kişilere göre ayarlandığı belli oluyor. Taylor ödülleri dışında törende baştan sona kalan nadir ünlülerden olması ve sürekli dans ederek eğlenmesiyle de internette epey konuşuldu. Selena Gomez'in tepkileri ve mimikleri de tıpkı arkadaşı Taylor Swift'te olduğu gibi paylaşıldı durdu. Bence kendisinin tavırları oldukça eğlenceliydi.


Ve 2023 MTV VMA benim için böyleydi. Uyumadığıma değdi mi? Hayır. İzlediğim için pişman mıyım? Eh, bu da hayır. Son olarak törenle alakalı olmasa da dikkatimi çeken bir durumdan bahsetmeden edemeyeceğim. Törenin ABD yayınındaki reklam aralarında kanalda sıklıkla ilaç reklamları döndü ve bahsi geçen ilaçlar pastil ya da takviye ürünleri değildi. Örneğin Lady Gaga migren için bir ağrı kesicinin reklamında oynuyordu. Türkiye'de böyle bir durum olmadığı için her seferinde şaşırıyorum, nasıl izin veriliyor buna? Tamam, ilacın olası yan etkilerinden bahsediliyor ama yine de mantığını bir türlü anlayamıyorum.

1 Aralık 2022 Perşembe

Back to December

Perşembe, Aralık 01, 2022 19
Back to December

Selamlar!

Bu yazıyı geçmişten gönderiyorum. Bugün vize dönemimin son 3 sınavı birden var. Yazının yayınlandığı saatlerde ben muhtemelen okul yolunda tüm heyecanımla son tekrarlarımı yapıyor olacağım. Dayan Vulnicure, bugünü atlatınca kısa bir süreliğine de olsa rahatlayacaksın.

Yılın son ayının ilk gününü es geçmek, buraları da boşlamak istemedim. Çok yakında her yerin Noel ve yeni yıl süsleriyle dolacağı önümüzdeki günlere hazırlık niteliğinde birkaç şarkıyı bir araya getirdim.


20 Ekim 2022 Perşembe

13 Şarkıyla Taylor Swift

Perşembe, Ekim 20, 2022 14
13 Şarkıyla Taylor Swift

Taylor Swift gerek sanatçı kimliğiyle, gerekse superstar kimliğiyle benim için hep inişli çıkışlı bir isim oldu. CD'lerin en azından arabalarda işe yaradığı dönemlerde kendisinin albümünü aldığım da oldu, beyaz feminist aktivizmine göz devirip arkadaşlarımla dalga geçtiğim de. Yine de bir gerçek var, uzun soluklu kariyeri boyunca Taylor Swift isminden kaçmam mümkün olmadı. Geçen sene tüm ön yargılarımı rafa kaldırarak baştan sona Taylor'ın müzik kataloğunu dinlemeye başladığımda işler benim için tamamen değişti. Karşımda sanatına, söz yazarlığına ancak en çok da hikâye anlatıcılığına saygı duyduğum biri vardı artık. O gün bugündür farklı mevsimlerle hatta daha kısa dönemlerle özdeşleştirdiğim, sözlerinde kendimi bulduğum bir Taylor Swift albümü ya da şarkısı var etrafımda. Şimdi ise bundan birkaç saat sonra Taylor Swift, son dönemlerin en üretken sanatçılarından olmasının hakkını vererek 10. stüdyo albümü Midnights'ı saatler sonra yayınlayacak. 13 şarkıdan oluşacak bu albümü beklerken ben de en sevdiğim 13 Taylor şarkısını bir araya getirdim.

1 Ekim 2022 Cumartesi

Haziran 2022'de K-Pop

Cumartesi, Ekim 01, 2022 6
Haziran 2022'de K-Pop



Merhabalar,

K-pop'un aylık gündemini değerlendirdiğim yazı dizisine devam ediyorum. Birkaç aydır bu diziyi düzgün sürdüremesem de ekim ayıyla birlikte eksiklerime yetişip yılın son aylarını zamanında tamamlamayı planlıyorum.

Bu hafta sırada tatil sezonunun açıldığı; k-pop için plaj partisi konseptlerinin, dile takılan neşeli ve hareketli melodilerin en çok yükseldiği zaman dilimi olan haziran ayı vardı. Haziran ayı dinleyicilere beraberinde özlediğimiz birçok ismi de getirdi.


31 Ağustos 2022 Çarşamba

Yaza Veda Şarkıları

Çarşamba, Ağustos 31, 2022 23
Yaza Veda Şarkıları



Buraları son zamanlarda çok boşladım.

İnanın, 20'den fazla taslak onları tamamlamamı bekliyor. Bitmesi gerekenlere öncelik vermeden hep yeni bir şeylere atlıyorum. Bu döngüyü kırmam lazım çünkü böyle giderse buralar terk edilmişe dönecek.

Eylül ayı öğrencilerin ve eğitim-öğretim alanında çalışan herkesin yeni yılıdır; ben de bugün bitirdiğimiz bu yılı, ayı ve yavaştan yaz mevsimini kısa bir şarkı derlemesi yazısıyla kapatmak ve kendime yazacak bir şeyler bulmak istedim. 

Şöyle bir dönüp bakınca söyleyebilirim ki sırf sahil kenarında sevdiklerimle birlikte geçirdiğim akşamları için bile yaz en sevdiğim mevsim olabilir. Sohbetin herkes sustuğunda bile huzurlu kıvama geldiği ve tüm başların gökyüzüne doğru yükseldiği, düşünce dolu o saatler ise en güzeli. O saatlerin benim için bu yılki arka fonu ise şu şarkılar:


Khruangbin - Cómo Me Quieres

SUNMI - Childhood

Lana Del Rey - Venice Bitch

Calvin Harris - Slide (feat. Frank Ocean & Migos)

Sulli - On the Moon

The Strokes - Call It Fate, Call It Karma

Kanye West - Father Strech My Hands Pt. 1

Warpaint - Keep It Healthy

Lorde - Mood Ring

Taylor Swift - august

12 Ağustos 2022 Cuma

10 Yıllık Bekleyişin Ardından - 2

Cuma, Ağustos 12, 2022 11
10 Yıllık Bekleyişin Ardından - 2

Dün grupla tanışma hikayemi anlattım. Bugün sıra konser sürecinde.

Aslında 2 bölümlük bir yazı oluşturma niyetim yoktu. Hatta dünkü yazı kafamda bile yoktu; istediğim tek şey güzel bir konserin ardından hislerimi, düşüncelerimi bloguma taşımaktı. Bu yazının başına ufak bir girizgah ekleyeyim derken bir baktım bambaşka sularda yüzmüşüm, kendi kendine yetecek bir yazı yazmışım. O satırlara konserin içeriği için yazdıklarımla devam etsem, ciddi ve rahatsız edici bir üslup farkı olacak. Üslup farkını eşitlemeye çalışsam, yazının yapısını bozacağım. İkisini de istemeyince bu yolu tercih ettim.

Arctic Monkeys, pandemi sebebiyle 3 yıldır canlı performans sergilemiyordu. Bu süreçte de yeni şarkıları, albümleri çıkmadı. Bu ara ve sessizlik sonrası turnenin başlangıç noktasının Türkiye olması ve iki gün sahne almaları şaşırtıcı ve heyecan vericiydi. Gelgelelim kasım sonunda ön satışa çıkan biletler daha duyurulan satış saati başlamadan bitti. Bu durum pek de iyi niyetli bir "hata" değildi bence, çünkü 1-2 saat içerisinde genel satış başladı ve fiyatlar 2 katına çıktı. Sahne önü fiyatı neredeyse 800'e dayanınca bilet karaborsası da uçtu gitti. Konser öncesi Ekşi'de bazı yazılımlar kurup alabildiği kadar bilet alan ve sonra 5 bin, 10 bin gibi fiyatlardan satmaya çalışan kan emicilerin olduğunu okudum. 

Ben aslında ön satışta bilet alamayanlardandım. Aynı gün genel satışın başlayacağını okuyunca arkadaşımla bir kez daha şansımızı denemeye karar verdik, o bilgisayarından ben telefonumdan Passo'yu yeniledik durduk. Genel satışın da tükendiği yazısını görünce konsere dair tüm umutlarım sönüp gitmişken bir mucize oldu ve arkadaşım 2 sahne önü bileti sepetine koyduğunu ve almak için 10-15 dakika gibi bir karar süremizin olduğunu söyledi. -Buradan da ileride başka popüler isimlerin konserlerine gitmek isteyeceklere ufak bir öneri olsun, biletler tükenmiş görünse de sepetinde tutup satın almayan kişilerin süreleri dolunca anlık açılan boşluğu kapabilirseniz bilet alabiliyorsunuz.- Biletler sepetteydi, iyi güzel, ama paranın değerinin eriyip gittiği bir dönemde şu an farklı düşünülse bile bizi aşacak düzeyde yüksek bir fiyattalardı. Geliri olmayan ve ekonomik krizin etkilerini hayatının her alanında hisseden, tatil için 3-5 bir şey kenara koymaya çalışan öğrenciler olarak zor bir karar vermemiz gerekti kısacası. Ama pişman olmadık. Hoş, o dönem uzun bir süre dışarıda AVM'lerde bulduğum Pidem çayını içmek dışında bir harcama yapamamıştım ama, olsun, buna değdi. O çay da çok güzeldi zaten.

Şimdi konser gününe gelelim.

11 Ağustos 2022 Perşembe

10 Yıllık Bekleyişin Ardından

Perşembe, Ağustos 11, 2022 17
10 Yıllık Bekleyişin Ardından

Hikâyemiz 2012 yılında başlıyor. 

Dershane ödevlerini kontrole kadar yetiştirebilmek ve Miley Cyrus'ın doğum gününde Twitter'ın Trend Topic listesine girebilmesini sağlamak hayattaki en büyük dertlerim. Ama ergenliğe giriş sancılarını sonuna dek yaşıyorum. Eksik bir şeyler var, ne bilmiyorum. Bu eksiklikte kendimi yalnız ve dolayısıyla özel hissediyorum, tabii sonradan öğreniyorum durumun hiç de öyle olmadığını.

O zamanlar 20'lerinin sonlarında olan dayım benim için bir idolden farksız. Büyüyünce onun gibi olacağım, diyorum hep. Ne dinlese, izlese, okusa hemen not ediyorum; ondan gelen önerilere vahiy inmiş gibi yaklaşıyorum. Bir gün dayım bana eski dizüstü bilgisayarını veriyor. iTunes ve Last.fm'i kapatmayı unutmuş, ne dinlese aşağıda bildirimlerden görüyorum. Bir isim ilgimi çekiyor, Arctic Monkeys. Maymunlar mı, ne alaka? Arctic neymiş, kutup mu? Nasıl yani? Youtube'a koşuyorum. Söylenilen hiçbir şeyi anlamadığım, çok hızlı ve enerjik şarkılar. Benim dinlediklerime kesinlikle benzemiyor, ama ilgimi fazlasıyla çekiyor. O gün bu maymunları kafama yazıyorum.

2013'e geliyoruz. Şimdilerde tedavülden kalkmış bir liseye geçiş sınavına hazırlanıyorum, gerginim. Artık büyümüşüm, ne okulda ne de evde kimse beni anlamıyor. Ama internette diğer insanlar beni anlıyor, dışarıda deneyimlediğimiz yalnızlık hissi bizi birleştiriyor, şimdi bile süren arkadaşlıkların temellerini atıyorum orada. Tumblr hayat kaynağım; ama gariptir ki depresyonun, yeme bozukluklarının ve akla gelebilecek her türlü ruhsal bozukluğun romantize edildiği bu yer beni bir yandan dibe çekiyor. Milyonlarca kullanıcı hepimiz diğer insanlardan farklı olduğumuza inansak da ironik bir şekilde birbirimizin karbon kopyasıyız. Şimdi bile hatırlanan, güldüğümüz "tumblr girl" estetiği orada oluşuyor.

Bu geçiş evresinde özellikle genç kızların muzdarip olduğu ciddiye alınmama, zevkleriyle dalga geçilme durumu ve onaylanıp kabul görme arzusu birleşiyor; Disney Channel onaylı müzikleri rafa kaldırma kararı alıyorum. Kendimi sözde ciddi müziklerle sınırlıyorum. Dayımın dinlediklerinden not aldıklarımı "best rock music" araştırmaları ile birleştiriyorum, bir deftere "dinlenecekler listesi" hazırlıyorum, elbette başı Arctic Monkeys çekiyor. Tam da grup yeni albümleri AM'e geçiş dönemindeyken. 


Grup yeni bir şarkı yayınlıyor, Tumblr'ı yıkıyor. Visualiser'daki ses dalgalarının giflerine denk gelmeden 10 post ilerlemek mümkün değil. Eski albümleri dinleyip duruyorum, bir yerden sonra bunlar bana yetmiyor, grubun çağdaşı bir diğer 2000'ler indie rock gruplarına sarıyorum. Ama Monkeys bir başka, her şeyin başlangıcı gibi.

Tam bu zamanlarda, herkesin Türkiye konserlerini iptal ettiği bir dönemde, grubun Rock'N Coke 2013'te sahne alacağı açıklanıyor. Tabii ki etkinlik 18 yaş üstü. 18 yaş altına bilet varsa bile girişler veli ile birlikte, ben de annemi kolundan tutup buraya sürükleyemiyorum. Olsun, diyorum, ben biraz daha büyüyünce 2013'te kaçırdığım herkesi izleyeceğim ve tüm Rock'N Coke'lara gideceğim. 

Gidemiyorum. Türkiye bir daha asla o dönemde olduğu gibi olmuyor. Festivaller tek tek bitiyor, bir şekilde yapılanlar da eskisi gibi olmuyor. Dev isimler Türkiye'ye bir daha uğramıyor. Eğlence kültürü değişiyor, konser anlayışı bir alışveriş merkezinin havasız berbat sahnesiyle eşleşiyor. Tek tipleşen ve dışlayan bir ahlak anlayışı ülkenin atmosferini sinsice zehirliyor, "kızlı erkekli" sözü bugün bile dillerden düşmüyor. Mutluluk, eğlence emareleri yavaş yavaş bu toprakları terk edip yerini gerginliğe, mutsuzluğa bırakıyor.

Yine de müziğe dört elle sarılıyorum. Her zaman dinleyici tarafında kalmayı tercih etsem de bunu ciddiye alıyorum. Herkesi, her şeyi dinleyip anlamaya, fikir edinmeye çalışıyorum. Bana iyi etki eden dostluklar kuruyorum, ön yargılarımdan kurtulmaya başlıyorum. Bu elbette müziğe de yansıyor, "Rock tek iyi müzik türüdür." tabumu yıkıyorum, dinlediklerimden çok daha keyif alıyorum. Hayatımın her bir dönemini, her bir geçiş evresini, yer etmiş her insanını arka fonda çalanlarla eşleştiriyorum.

Bu arka fonda Arctic Monkeys bir şekilde her daim kendine yer ediniyor. Her yeni küçük lise aşkı maceramda bir "There's this tune I found that makes me think of you when I play it on repeat until I fall asleep", sonrasında "But that place on Memory Lane you like still looks the same, but somethin' about it's changed" evresi yaşıyorum. İngilizce öğrenmeye devam ettikçe sözleri daha iyi anlıyorum, son ses çalan kulaklığımdan şarkılara eşlik ediyorum. Bazen gruptan soğuyorum, eski zamanlarına dönsünler istiyorum, sonra Tranquility Base Hotel & Casino'yu duyup gruba dönüyorum. 10 yıllık bir süreç esnasında arada aksamalar olsa da bir şekilde kendimi hep orada buluyorum.

Herkesin hayatında genele bakınca pek de önem arz etmeyen, sadece o kişi için anlamı olan ve bir şekilde o insana etki etmiş bazı ufak dönüm noktaları vardır. Arctic Monkeys ile tanışmak da benim için bu ufak dönüm noktalarından biriydi ve dün akşam bu serüven, 2013'te yitip gittiğini düşündüğüm her şeyin tutuşmayı sabırla bekleyen ufak bir kıvılcım şeklinde de olsa hâlâ Türkiye topraklarında olduğunu gösteren unutulmaz bir konserle taçlandı.

Devamı yarın.

8 Ağustos 2022 Pazartesi

Mayıs 2022'de K-Pop

Pazartesi, Ağustos 08, 2022 14
Mayıs 2022'de K-Pop


 Merhabalar,

K-pop'un aylık gündemini değerlendirdiğim yazı dizisine devam ediyorum. Birkaç aydır bu seriyi devam ettirememiştim, yaz aylarının boş vakitlerini değerlendirerek hem geçen aylarda dinlediklerimi tekrar etmek hem de arada kaynamış gizli hazineleri bulmak amacıyla uzun bir ara sonrası devamını getirmeye karar verdim.

Yaz sezonuna yaklaştıkça en büyük grupların dönüş yapması ve COVID-19 önlemlerinin iyice azalmasıyla mayıs ayı k-pop için dolu dolu geçti.

23 Mayıs 2022 Pazartesi

Nisan 2022'de K-Pop

Pazartesi, Mayıs 23, 2022 10
Nisan 2022'de K-Pop

Merhabalar,

K-pop'un aylık olarak nabzını tuttuğum yazı dizisine devam ediyorum. Nisan artık corona tedbirlerinin de iyice gevşeyişiyle beraber tek bir saniyenin bile boş geçmediği, bol müzikli bir ay oldu. Hatta bu ayın doluluğu sebebiyle yazıya içerik eklemek adına epey uzun bir geciktirme süresi yaşadım ve uzatmalara oynamama rağmen pek çok haberi elemek zorunda kaldım. Pandemi döneminin k-pop'a getirdiği önlenemez yükselişle beraber her zamankinden de canlı bu sektörde nisan ayını gelin hep beraber hatırlayalım.

21 Nisan 2022 Perşembe

30 Mutlu Gün #21

Perşembe, Nisan 21, 2022 5
30 Mutlu Gün #21

 30 Mutlu Gün'e devam ediyoruz. Etkinliğin detayları linkte.

Bugün hava öyle güzeldi ki güneş beni dışarıya, çayımı kahvemi alıp sahile inmeye çağırıyordu sanki. Şanslı günümde değilmişim, evde yapmam gereken bir sürü şey ve bir an önce bitirmem gereken bir kitap vardı. 5-10 dakika markete yürümeye bile vakit bulamadım. Ben de sürekli arkada bir şeyler dinledim. Bu güzel günde şarkılarımdı beni mutlu eden, bu sebepten son zamanlarda mutlu zamanlarıma fon müziği olmuş kimi şarkıları bir araya getirdim. Dilerim bu yazıyı okuyanlara da mutluluk getirirler :)


Kacey Musgraves - Butterflies 

Red Velvet - Peek a Boo

Rina Sawayama - Comme des Garçons (Like the Boys)

MOMOLAND - BBoom BBoom

Little Simz - Point and Kill (ft. Obongjayar)

f(x) - Love Hate

Kanye West - Touch the Sky

West Side Story Cast 2021 - America

KARA - Step

11 Nisan 2022 Pazartesi

Mart 2022'de K-Pop

Pazartesi, Nisan 11, 2022 6
Mart 2022'de K-Pop

 Merhabalar,

K-pop'un aylık gündemini değerlendirdiğim yazı dizisine devam ediyorum. Mart hem yeni müzik yayınlarıyla hem de magaziniyle her günü olay bir ay oldu. Bu ay çok fazla yeni çıkış göremedik ancak geri dönüşler yeni isimlerin yokluğunu unutturacak kadar fazlaydı.

31 Mart 2022 Perşembe

Şubat 2022'de K-Pop

Perşembe, Mart 31, 2022 12
Şubat 2022'de K-Pop

Merhabalar,

Geçenlerde şu yazıyla başlattığım aylık k-pop yazı dizisine devam ediyorum. Şubat, en kısa ay olmasına rağmen epey hareketli geçti. Bu ay k-pop'un eski jenerasyonlarıyla yeni jenerasyonlarını aynı noktada buluşturmasıyla ayrıca dikkat çekiciydi, uzun zamandır ortalarda göremediğimiz pek çok ismin dönüşünün yanı sıra dikkatleri üzerine çeken yeni grupların çıkışlarına da tanık olma şansımız oldu.

21 Mart 2022 Pazartesi

Ocak 2022'de K-Pop

Pazartesi, Mart 21, 2022 8
Ocak 2022'de K-Pop

Merhaba,

Burada sıkça k-pop'a duyduğum özel ilgiden bahsediyorum. Her gün onlarca şarkının yayınlandığı bir sektörü tamamen takip etmek imkansız olsa da elimden geldiğince yayınlanan şarkılara, müzik videolarına ve hatta en çok konuşulanlara bakmaya çalışıyorum. Dolayısıyla her ay ve hatta yıl sonunda sektöre dair düşünce birikimim oluyor. Ben de bunu düşünerek her ay k-pop gündeminin nabzını tuttuğum bir yazı dizisine başlamaya karar verdim. Mart ayının yazısı gelmeden ocak-şubat için de bir şeyler yazmayı yetiştiririm diye umarak bu işe giriştim, dilerim bu planladığım gibi sonuçlanır.

8 Mart 2022 Salı

Blogları Canlandırma Projesi | K-Pop

Salı, Mart 08, 2022 14
Blogları Canlandırma Projesi | K-Pop

Merhabalar,

Bu sıralar blog etkinliklerine sarmış durumdayım :) Seviyorum böyle etkinlikleri. Hem yazı fikri veriyorlar, hem de yazma motivasyonu. Okuyan insanlarla fikir alışverişi yapmak da ayrı güzel.


Fighting blogu Blogları Canlandırma Projesi kapsamında hem keyifli hem de düşündürücü 12 aylık konu seti paylaşmış. Bu seferki proje öncelikle adıyla ilgimi çekti çünkü ben de zaten blogunu yıllar sonra canlandırmaya çalışan biriyim. Ancak konular da en az projenin ismi kadar ilgi çekici. Sınav dönemleri gibi yoğun zamanlar sebebiyle her ay aynı aktiflikte katılabileceğimi sanmıyorum ancak yine de yıl sonuna dek etkinliği sürdürmeyi çok isterim.

20 Şubat 2022 Pazar

Pazar Sabahı Albümleri

Pazar, Şubat 20, 2022 12
Pazar Sabahı Albümleri



 Dinlediğim albümleri veya şarkıları belli zaman dilimleriyle, mevsimlerle ve hatta bazen anılarla eşleştirmeyi çok seviyorum. Bu eşleşme spontane gelişiyor; bazen tek dinleyişte, bazen de 20. kez dinlerken birdenbire bu hissiyata kapılıyorum. Bir kere kapıldıktan sonra o parçaları kolay kolay bırakamıyorum. 

Pazar sabahlarının da bu eşleştirmeden kaçar yanı yok elbette. İstanbul kalabalığını da bahane ederek genelde evde olmayı tercih ettiğim bir gün olduğu için kulaklıkları, bazen de hoparlörü bağlıyorum hemen telefonuma. Erken kalktığım, soğuk, hafif yağmurlu bir sonbahar-kış pazar sabahı, yapacak işlerim de yoksa benim için çok keyifli oluyor. Evin, sokağın birkaç saatlik sessizliğini bu pazar sabahı müzikleri ile biraz da olsa dindirmek veya kulaklıklarımı takıp yürümek bu dingin güne dair en sevdiğim aktiviteler. Bu yüzden bu zaman dilimine özgü hissettiğim birkaç albümü derlemek istedim.


14 Ekim 2019 Pazartesi

Geçtiğimiz Hafta Dinlediklerim #1

Pazartesi, Ekim 14, 2019 4
Geçtiğimiz Hafta Dinlediklerim #1

 Merhaba, nasılsınız? Ben uzun süren bir sınava hazırlık sürecinden sonra blog dünyasına tekrar alışmaya çalışıyorum. Bu ısınma turlarımda ilk kez dinlediğim ya da zamanında dinleyip sonradan 180 derece fikrimi değiştirdiğim albümler, ayrıca keşfettiğim sanatçılar hakkında fikirlerimi haftalık olarak yazmaya karar verdim. Bu yazı da bu serinin ilki olacak, dilerim devamı gelir.


Charli XCX - Sucker
(2014)

Charli'yi 2017'den beri takip ediyorum ancak kendisinin muhteşem Vroom Vroom EP'si öncesi çalışmalarını kısa zaman öncesine kadar hiç dinlememiştim. Sucker, Charli'nin daha geniş kitlelere hitap etmesini sağlayan tam bir pop albümü.

Sucker kesinlikle çok eğlenceli. Albüm son ses açıp eşlik etme hissi veren keyifli pop şarkılarıyla dolu. Ama ister istemez Charli'nin diğer çalışmalarıyla kıyaslayınca oldukça sönük kalıyor. Hatta deneysel pop müzikle devam ettiği diskografisinin en zayıf halkası demek yanlış olmaz. Yine de hakkını yememek gerek, Sucker liste müzik piyasası için oldukça kaliteli ve keyifli.


Los Bitchos

Franz Ferdinand'ın solisti Alex Kapranos'un bu grubun The Link is About to Die şarkısına prodüktörlük yaptığını belirten Instagram paylaşımını görünce Los Bitchos ile tanışmış oldum. Franz Ferdinand dediğime bakmayın, kızlarımızın müziğinin Franz Ferdinand'ın sounduyla uzaktan yakından alakası yok. Onlar kendilerini tekila ve Cumbia vibelarıyla takılan, Londra'nın yeraltı alemlerinden 5 kız olarak tanımlıyorlar. Bu tanımın hakkını da veriyorlar. Khruangbin'in daha bir cumbia ve Türk psychedelia soslusu gibiler. Yarım saat bile sürmeyecek kısacık diskografilerini birbirinden keyifli, insanı neşeli bir moda sokan şarkılarla doldurmuşlar. Özellikle son singleları The Link is About to Die ve Pista (Great Start) oldukça başarılı. Albüm ya da EP projeleri hakkında internette pek bilgi bulamadım ancak debut projelerini büyük bir merakla bekliyor olacağım.


Kim Petras - Clarity
(2019)

Klibinde Paris Hilton'u oynattığı I Don't Want It At All şarkısını dinlediğimden beri Kim'e bayılıyorum. Kendisi bu debut albümünden önce yayınladığı electropop ve bubblegum pop tarzındaki enerjisi yüksek singlelarla oldukça ilgi çekmişti. O keyifli ve farklı şarkılardan sonra piyasaya hitap edebilmek için R&B tarzına kaydığı bu albüm beni gerçekten çok şaşırttı. Bir iki istisna dışında hepsi birbirine benzeyen ve Kim Petras'ın potansiyelini yansıtmayan bu albüm tam bir hayal kırıklığı. Dinleyişimin üzerinden sadece 1 gün geçmesine rağmen aklımda sadece Icy ve Another One şarkılarının kalmış olması da albümün unutulmaya müsait havasının bir göstergesi olsa gerek.


Kim Petras - TURN OFF THE LIGHT
(2019)

Tam da bu hayal kırıklığından sonra 1 Ekim'de yayınlanan Cadılar Bayramı özel mixtape imdadıma yetişti desem yeridir. Kim Petras'ın vokalleri muhteşem. Şarkılardaki ses efektleri ve EDM altyapılı prodüksiyonun uyumu albümün temasını ve hikayesini tamamlıyor.

TURN OFF THE LIGHT, Kim Petras'ın yaratıcılığını ve yukarıda bahsettiğim potansiyelini yansıttığı çok başarılı bir mixtape olmuş. Albüm ilk dinleyişte hiç sıkmadan kendine çekiyor ve bırakmıyor. Oldukça eğlenceli bu albümün ekim ayında en çok dinleyeceklerimden biri olacağına eminim. Gönül ister ki resmi ilk debut çalışması da böyle olsaydı.


Palmiyeler - Palmiyeler EP
(2015)

Biraz da yerli ve milli gruplarımızdan bahsedelim :) Ne enteresan ki bu grubu bana zamanında Venezuelalı biri önermişti. Derine şarkısını dinlemiştim, bir daha da dinlemek aklıma gelmedi. Geçtiğimiz günlerde Spotify önerilerimde görünce ilk işlerini dinledim.

5 şarkılık bu kısacık EP, ana dilinde surf rock dinlemek isteyenler için bir nimet. Dinlerken gözlerimi kapattığımda beni sahil kenarında arkadaşlarla geçirilen, kahkaha dolu bir yaz akşamına ışınlanacakmışım gibi hissettirdi. Huzur dolu ancak birbirine oldukça benzeyen 5 şarkıyı dinlerken keyiflenmemek elde değil. Şarkıların tadı damağımda kaldı ancak henüz albümlerini dinleme fırsatı bulamadım. En kısa zamanda dinlemeyi planlıyorum.



Beyoncé - Beyoncé
(2013)

Zamanında Beyoncé'yi abartılmış bulduğum ve şarkılarına şans bile vermediğim için pişmanım. Lemonade'i dinledikten sonra kendisine olan ön yargımı yıkmıştım, kariyerindeki dönüm noktalarından biri sayılacak bu albümü de en az Lemonade kadar sevdim. 

Beyoncé oldukça kişisel bir albüm ve Beyoncé'nin evliliğine, problemlerine, cinselliğe vs. oldukça değiniyor. Bunun yanında kendisinin hitap ettiği büyük kitleyi göz önüne alırsak sosyal konularda farkındalık yaratmaya çalışması muazzam. Lemonade'de bu farkındalığı bu albümden çok daha olgun ve bariz bir çalışmayla görmüştük.

Kız kardeşi asansörde kocasına tekmelerle giriştikten saniyeler sonra kameralara gülümseyerek poz verebilen, kariyerini de hayatını da sürekli daha da mükemmelleştirmek için uğraşan bu kadına hayran kalmamak elde değil. Kendisi piyasadaki rakiplerinin aksine yaptığı işin kalitesine çok önem veriyor. Çalıştığı isimler, tartışılamayacak vokal yeteneği, müziğe görsel bir deneyim katma çabası... Bunların hepsi birleşince ortaya başarılı işler çıkıyor ve bu albüm de kesinlikle onlardan biriydi. 2010 sonrası pop müzik için mihenk taşı albümlerden biri. 


Nick Cave & The Bad Seeds - Ghosteen
(2019)

Bu albümü sona bırakmak istedim. Daha Skeleton Tree'in etkisinden çıkamamıştık ki en az onun kadar insanın içine işleyen bir Nick Cave & The Bad Seeds albümümüz oldu. Dürüst olmak gerekirse ben bu kadar çabuk yeni bir albüm beklemiyordum, hatta uzun bir süre yenisi gelmez diye düşünüyordum. Yanılmışım, Nick Cave oldukça trajik bir şekilde kaybettiği oğluna vedasını kendisine yaraşacak bir şekilde yapacaktı tabii ki de.

Ghosteen çok ağır bir albüm. Ancak albümün içine girebilmek ya da sevebilmek için değil, şarkıları kaldırabilmek adına ağır. İlk dinlediğim zaman ikinci şarkıdan sonra şarkıları durdurup sindirmek için bir süre bekledim ve çıktığı günden beri her birini defalarca dinledim. Şarkı sözleri çok sağlam, dinlerken Nick Cave'in muhteşem sesiyle adeta fon üstünde şiir okunuyor gibi hissettiriyor. Bu şiirsellik daha albüm kapağından dinleyiciye göz kırpıyor zaten. Albümün müzikal atmosferi tüyleri diken diken edecek seviyede yoğun. Çok sevdiğim Skeleton Tree'nin içindeki raw soundların albüme ve temasına çok büyük bir farklılık kattığını düşünüyordum ancak Ghosteen tüm sadeliğiyle ve buna tezat yoğunluğuyla bana aksinin de olabileceğini kanıtlamış oldu. 

Hiç sanmıyorum ancak dilerim bu albüm Nick Cave'in tekrar Türkiye'ye uğramasına vesile olur, çünkü geçen sene bu fırsatı kaçırdığım için yaşadığım pişmanlık bu albümden sonra zirveye çıktı.

Geçtiğimiz hafta ilk kez dinlediğim albüm, EP ve hatta mixtapeler bunlardı. Favorim kesinlikle Ghosteen oldu, Spotify'ı ne zaman açsam elim ona gitti zaten. Belki de o yüzden aklımda dinleyecek başka şeyler olduğunda açmaya bile tenezzül etmedim. Bu hafta da böyle geçecek gibi gözüküyor :)

30 Temmuz 2017 Pazar

We Raise Our Hats to the Strange Phenomena :)

Pazar, Temmuz 30, 2017 1
We Raise Our Hats to the Strange Phenomena :)
    Kate Bush 59 yıl önce tam da bugün dünyaya geldi. Onu yetiştiren ailesi onun müzikle iç içe büyümesini sağladılar. Kate 11 yaşındayken piyano ve org çalabiliyor, bir yandan da keman çalmayı öğreniyordu. Ergenlik dönemi boyunca kendi bestelerini yapıp şarkı sözlerini yazdı. Kate'in tek ilgi alanı müzik değildi tabii, sinema ve edebiyata özel bir ilgi duyuyordu, bu da yazdığı sözlere yansıyordu. 

 70'lerin ortalarında plak şirketlerinin reddettiği bir demo teybini bir şekilde David Gilmour dinledi ve Kate'in kariyerinin başlangıcında kendisine destek oldu. 1978 yılında ilk stüdyo albümü The Kick Inside yayınlandı. Albümden yayınlanan singlelar çok sevildi, albüm İngiltere listelerinde 3. oldu. Kate eşsiz biriydi, 19 yaşında yayınladığı ilk albüm dinleyiciler olarak bunu sonradan anlasak da resmen bir öncüldü. Kate'in tarzı piyasadakilerden farklıydı, o hem müziğiyle hem danslarıyla hem de görünümüyle benzersiz bir sanatçıydı.

1978 sonlarında ilk albümünün başarısından daha fazla istifade etmek isteyen plak şirketi Kate'e ikinci albümünü hazırlamasını söyledi. Albümün aceleye gelen hazırlanış sürecinden memnun olmayan Kate 1989 yılında bir röportajında albümü Lionheart için şunları söyleyecektir: "Ne kadar çabuk yaptığımız düşünüldüğünde gerçekten harika bir albüm, ama ben albümden yeterince hoşnut değilim." Lionheart ilk albüm kadar sükse yapmadı ama Kate plak şirketinin üzerindeki ve müziğindeki baskısından rahatsızlık duyduğu için ailesiyle birlikte kendi yayımcılık ve menajerlik şirketlerini kurdu ve kendi müziğini devralma yolundaki ilk büyük adımını atmış oldu.

Böylece 1980 yılına gelindiğinde Jon Kelly ile birlikte prodükte ettiği üçüncü albümü Never for Ever'ı yayınladı. Bu albüm müziğindeki kendine dönüşün ilk somut örneği olduğu gibi en iyi örneklerinden de biridir. Never for Ever, Kate'in Birleşik Krallık'ta bir numaraya yükselen ilk albümü olurken, bu başarıyı gösteren ilk Britanyalı kadın sanatçı ve bu listeye bir numaradan giriş yapabilen ilk kadın sanatçı olmasını da sağlayan albüm oldu. Bunca başarıdan sonra Kate 1980 yılının sonbahar aylarında prodüksiyonunu tamamen kendisinin üstlendiği yeni albümünün çalışmalarına başladı. Bu albümün hazırlık süreci 2 yıl sürdü. Bu süreçte müziğinin kontrolü tamamen kendisinde olduğu için bambaşka ve denenmemiş pek çok şeyi denedi, ortaya da en az kendisi kadar benzersiz The Dreaming çıktı. The Dreaming, dünyadaki en enteresan art rock albümlerden biri. Kate'in ortaya çıkardığı en deneysel bu çalışmasında garip vokallerini süsleyen sıradışı enstrümantal uyumu anlatabilmek gerçekten çok zor, onu dinlemek gerek. Bu albüm The Word dergisi tarafından "Zamanımızın Hafife Alınmış Albümleri" listesine alınmış, işte tam da öyle bir albüm.

Sonrasında Kate evinin yanına bir stüdyo inşa ettirdi, tamamen istediği gibi yeni bir albüm hazırlama sürecine girdi. Bu albüm yani Hounds of Love, şu an onun "magnum opus"u sayılmaktadır ve en çok bilinen albümüdür. Bu albüm ikiye ayrılır: birinci yüzü Hounds of Love ve ikinci yüzü The Ninth Wave. İlk yüzü daha çok 80'lerin klasik müzik tarzını taşısa da bu tarzın en iyi örnekleri denebilecek seviyede iyi. İkinci yarısı The Ninth Wave ise çok özel bir konsepte sahip. Bizzat Kate'den alıntılayarak konseptini söylüyorum: "Gece boyunca suyun içinde yalnız kalan bir insan hakkında. Geçmişi, şimdisi, geleceği, gelip onu boğulmadan ayık tutmaya çalışıyor ki sabaha olana kadar uyuyup kalmasın." Albümün bu ikinci yüzündeki 7 şarkı inanılmaz şarkılar, hatta yakın zamanda burada yer almış Hello Earth'ü paylaşmıştım. Bu şarkıları en iyi sürreal bir tiyatroyu dinlemek olarak tanımlayabilirim. Yine deneysellik ön planda ama bu seferki deneysellik The Dreaming'den çok daha farklı. Bazen ürkütücü bazen peri masalından çıkmış gibi vokaller, cesur müzikal denemeler, farklı dillerden enteresan alıntılar... Kate bu albümüyle pek çok önemli başarıya imza attıktan sonra Peter Gabriel'ın hit şarkısı Don't Give Up'ta düet sanatçısı olarak yer aldı. Sonradan en büyük hitlerinin yer aldığı The Whole Story yayınlandı ve bu albüme bir de yeni single hazırladı.

1989 yılına geldiğimizde bu sefer de The Sensual World gibi bir harikayı yayınladı. Bu albüm ABD'deki en başarılı albümüydü. "Mmmh, yes!" O artık kendini kanıtlamış, sanatçılığıyla ön plana çıkan çok özel bir sanatçıydı. 1993 sonlarına doğru The Red Shoes albümü de geldi. The Red Shoes, inanılmaz bir albüm. İlk dinlediğimde bana çok yavaş gelmişti. Birkaç kez daha dinlememe rağmen bu yavaşlık hissi bir türlü geçmemişti ama şu an bu albümü en iyileri arasına koyarım. Alışmanız zor ama sevdikten sonra da bırakmanız zor. Yine konsept bir albümdür, 1948 yapımlı aynı adlı filmden esinlenir. Teması, sanatı tarafından ele geçirilmiş ve kırmızı ayakkabıları çıkarıp bir türlü huzur bulamayan bir dansçının etrafında şekillenir. Ayrıca bu albümle beraber benim henüz izleme fırsatı bulamadığım  The Line, the Cross & the Curve isimli kısa film de yayınlandı.

Bu albüm döneminden sonra Kate Bush çok uzun süre ortalıkta görünmedi. Zaten dikkat edersiniz ki neredeyse hiç özel hayatına değinmedim, çünkü özel hayatını medyatik bir şekilde yaşayan biri asla olmadı. Yukarıda da söylemiş olduğum gibi, o hep müziğiyle ve dehasıyla ön plana çıkan bir sanatçıydı. Epey uzun zaman sonra 2005 yılında sekizinci stüdyo albümü Aerial'ı yayınladı. Çifte CD ve vinyl formatında yayınlanan bu epey uzun albüm de oldukça etkileyici. Diğer albümlerinden çok daha farklı ama The Red Shoes ile değişen ve olgunlaşan tarzının en büyük meyvesi olabilir. Yine bu albümün de uzun uzun konuşulacak enteresan temaları vardı. 2011 yılına geldiğimizde Director's Cut adı altında eski şarkılarını yeniden yorumladı. Bu albümü kötü bulmuyorum ama dürüst olmak gerekirse şarkıların orijinal versiyonlarını, onun çılgın vokallerini daha çok seviyorum. O yüzden pek dinlemeyi tercih ettiğim bir albüm değil.

Ve yine 2011'de Kate'in son stüdyo albümü 50 Words for Snow geldi. Bu albüm kışı anlatır, hatta belki de en güzel anlatan albümlerden biridir. Albümle aynı adlı şarkıda kar için 50 kelimeyi gerçekten söyler Kate. Kışın dinlemenin makbul olduğu çok ama çok güzel bir albüm daha yayınladiktan sonra, 2014 yılında Kate'in 35 yıl sonra ilk canlı performansını Hammersmith Apollo'da sergileyeceği açıklandı ve bu turnenin biletleri tam 15 dakikada tükendi. Before the Dawn denen bu gösteriler 22 gece sürdü. Bu haberin ülkedeki heyecanıyla birlikte sekiz albümü birden Birleşik Krallık listelerine girdi. Bu konserlerde video kaydı almak yasaktı ama herkes ne kadar büyüleyici bir gece geçirdiğini söylüyordu... 2016'nın kasım ayında canlı albüm olarak bu konser de yayınlandı.

Kendimce anlatmaya çalıştığım bu kadın benim gibi onu seven milyonlar için her zaman özel bir yere sahip olacak. Gӧnül isterdi ki burada en sevdiğim 10 sarkısını paylaşayım, ama mümkün değil! :( Üstüne sabahtan beri kafa yorsam dahi 10 tanesini seçemiyorum. Birini seçsem diğerine haksızlık ediyorum gibi geliyor. Bu yüzden burada böyle bir liste yapamayacağım. Belki ileride olabilecek bir şey bu. Ben ilk defa onun bir şarkısını dinlediğimde şarkıyı pek de beğenmediğimi itiraf etmem lazım. En yakın arkadaşlarımdan biri dinletmişti ve vokali bana çok ama çok garip gelmişti. Sonradan kendim açıp ilk albümünü dinlemeye çalışsam da bir türlü Moving hoşuma gitmiyordu. Bu bahsi geçen arkadaşım da bana kızıyordu tabii. En sonunda o ilk şarkıyı dinledikten sonra bu kadını bırakamadım desem yeridir, öyle ki ilk kez blogumda bir sanatçıyı anlattım. Vikipedi'den epey yardım alarak :) Kate tam bir farklı türleri harmanlama ustası, müzikal dehasını en iyi kullandığı konu da bu zaten. Pandomim ve dans eğitimi aldığı için sergilediği performansları ayrı incelenmesi gereken, başlı başına sanat eseri niteliği taşıyan işte bu kadın iyi ki doğmuş! Müziği onu her zaman yaşatacak.

Not: Bu yazıya birtakım eklemeler yapacağım.

8 Ocak 2017 Pazar

Pazar, Ocak 08, 2017 4
★
Bugün geçen sene 10 Ocak'ta kaybettiğimiz muhteşem insan (? :) ) David Bowie'nin doğum günü. -1 sene ne çabuk geçmiş- Yaşıyor olsaydı 70. yaşına girecekti. Belki 70. yaşını göremedi ancak 69 yıla çok şey sığdırdı Bowie. Çok olduğu kadar değerli de olan şeyler bunlar ki onu kaybetmemizin üstünden uzun zaman geçse bile hatırlanacak, özlemle anılacak bir isim o. Dünyaya David Bowie kadar yaratıcı, üretken ve yetenekli bir ismin daha düşmesi pek olası gözükmese de o çok büyük bir kitleyi etkiledi ve şu anda da çok uzaklardan etkilemeye devam ediyor. Onun müziğinin içine girdikçe, sürprizlerle dolu kişiliğini -ya da kişiliklerini- tanıdıkça ve yaptıklarını gördükçe ona karşı büyük bir sevgi ve hayranlık beslememek elde değil. David Bowie'den bahsederken kendisi için kullanmayı en çok sevdiğim kelime devrim kesinlikle. Çünkü yaptığı şeyler müzikle sınırlanmamış, yaratıcılığı da ömrü boyunca asla kaybolmamış.

Aslında Bowie hakkında daha söylenecek çok şey var ama benim uzatmak gibi bir niyetim yok. İyi ki doğmuş, iyi ki David Bowie olmuş, iyi ki bizlere bu kadar çok eseri vermiş. Bu dünyadan bir David Bowie geçti ve onu unutabilmek mümkün değil.

Ayrıca bugün sürpriz bir şekilde No Plan EP'si yayınlandı.

1 Mart 2016 Salı

Oscarlar, Tehditler ve Biraz Müzik

Salı, Mart 01, 2016 14
Oscarlar, Tehditler ve Biraz Müzik
Leonardo DiCaprio ve sonunda En İyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü
Baharın müjdecisi yepyeni bir aya başladık. Biraz geç de olsa 88. Academy Ödülleri hakkında bir iki şey yazmak istedim. Töreni canlı yayından izledim, genelde tamamını izleyemeyip uyuyakalırdım ancak bu sefer sırf DiCaprio için dayandım. 

Filmlerin hepsini izleme fırsatı bulamamıştım, ancak En İyi Film'i The Revenant almadığı için sevindim doğrusu. Lubezki ile En İyi Sinematografi'yi aldığı için de bir o kadar mutluyum. Hak edilen bir ödüldü.

Yılın favorilerinden olan Mad Max: Fury Road gece boyunca en çok ödül alan filmdi ve hepsi teknik anlamda ödüller. Bu ödüllerin de hak edildiği düşüncesindeyim. Belgesel dalında Amy ve animasyon dalında da Inside Out'un kazanacağına kesin gözüyle bakılıyordu ve sonuçlar da öyle oldu. Zaten tören çok sürprizlerle dolu sayılmazdı. "Acaba alır mı ki?" diye düşündüğüm Mustang'e Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü'nün verilmemesine sevindim bile diyebilirim. Linki bıraktım, yorumlarımı okuyarak neden böyle düşündüğümü anlayabilirsiniz.

Gelelim Leo'ya. Şükür kavuşturana diyorum. The Revenant'taki performansından sonra da alamazsa hiç alamazdı zaten. Pek sevindim. Hatta aşağıya da çok eğlenceli bir "tepki videosu" bırakıyorum.
----
Bu akşam Ekşi Sözlük'te bir başlık takıldı gözüme. Açtım ve okudum: 15 yaşında bir kız, bir başka kız arkadaşıyla tartışıyor ve tartışma sonucunda 2. kız, arkadaş çevresine 1. kızın telefon numarasını dağıtıyor. Bu arkadaş çevresi de, 1. kızı Whatsapp grubuna alıyor ve kıza "Kaşınma bak yeminle seni sokak ortasında taciz ederim." benzeri tehditler savuruyor! Olay nedir, ne olmuştur bilemiyorum ancak bir "insan" her ne olursa olsun nasıl böyle bir tehditte bulunabilir hala düşünüyorum ve anlam veremiyorum! Son zamanlarda sürekli olarak Twitter, Ekşi Sözlük ve bu tarzda pek çok insana ulaşılabilecek sosyal platformlardan taciz ve tehdite maruz kalan insanların yardım çağrılarını görüyorum ve sürekli olarak nasıl bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Nasıl bu kadar yozlaşabildik? Sanırım söylenecek çok şey var, ama artık vaziyet öyle korkunç ki ne deseniz anlamı olmayacakmış gibi geliyor.

Çok acı bir konu ama ne yazık ki gerçek.

Ve bu "acı ama gerçek" konuyu kapatarak bu aralar pek bir dinlediğim on şarkıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Beni bir nebze de olsa rahatlatabilen iki şeyden biri müzik. Belki sizin için de aynısı geçerlidir...

2CELLOS - Bang Bang ft. Sky Ferreira
Arctic Monkeys - You Know I'm No Good
Athena - Senden, Benden, Bizden
Marjan Farsad - Khooneye Ma
The Smiths - Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me
Kurt Cobain - And I Love Her
Franz Ferdinand - Ulysses
David Bowie - Lazarus
Sons of an Illustrious Father - Moonshiner
Ve Game of Thrones özel: The National - The Rains of Castamere

14 Ocak 2015 Çarşamba

Her Telden Öneriler #10: Yeni Bir Yıl, Yeni Müzikler

Çarşamba, Ocak 14, 2015 0
Her Telden Öneriler #10: Yeni Bir Yıl, Yeni Müzikler
Merhaba,
Bu yazımda son zamanlarda en sevdiğim şarkıları sizlerle paylaşacağım. Göreceğiniz üzere, tamamen karışık. Tek bir tarz değil.



1) Sixto Rodriguez - I Wonder
Her Telden Öneriler'de ilk konuğum Rodriguez olmuştu. - Yazıya gitmek için tıklayın. - Rodriguez, benim için en efsanevi sanatçılardan biri olarak kalacak. Kendisine büyük bir hayranlık besliyorum.



2) Nicolas Jaar - And I Say
DARKSIDE'dan tanıdığımız Nicolas Jaar'ın bu çalışması favorilerimden biri. Müziğine bayılacağınızı düşünüyorum.



3) Mia Doi Todd - Spring
Bu şarkıyı dinlerken sözlerine özellikle odaklanmanızı veya okumanızı rica ediyorum. Sözleri ilham dolu. Bu şarkı moralim bozuk olduğunda bana ilaç gibi geliyor doğrusu.



4) Franz Ferdinand - Goodbye Lovers and Friends
Franz Ferdinand, kesinlikle en sevdiğim grup. Çalışmalarına bayılıyorum, sonuç daima başarılı oluyor. Bu şarkı da son albümlerinde kesinlikle dinlemeniz gerekenlerden.



5) Beatice Bonifassi - Belleville Rendez-vous
Dinlemeyi çok sevdiğim bir şarkı daha, beni mutlu bir ruh haline sokuyor. Şarkı Fransızca, telafuzu sizi zaten alıp götürüyor. :p



6) Primus & The Chocolate Factory - Oompa Veruca
Listede mutlaka ama mutlaka dinlemeniz gereken bir şarkı, 1 dakika 39 saniyelik. Sözleri sizi gülümsetecektir.



7) maNga - İtildik
Türkiye'deki en başarılı gruplardan biri olan maNga'nın epey eski ve hareketli şarkılarından biri bu da. Sinirli bir ruh halindeyken dinlenebilecek en iyi şarkılardan olduğunu düşünüyorum.



8) Skins Cast - Wild World (cover)
Skins oyuncuları bundan 7 hatta 8 yıl önce Cat Stevens'ın bu efsanevi şarkısına cover yapmıştı. Son olarak listeme bunu da eklemeye karar verdim.