vulnicure: Günceler
Günceler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günceler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2023 Pazar

Hiçbir Şeyin Önemi Yok

Pazar, Nisan 02, 2023 14
Hiçbir Şeyin Önemi Yok


Aza kanaat neslinden değilim. Tanıştık tanışalı varını yoğunu önüme serdi bu yaşlı küre. Yanlış anlaşılmasın, bir elim yağda bir elim baldaydı demeye çalışmıyorum. Dijital Çağ, Bilgi Çağı, Bilişim Çağı, İnternet Çağı, adına ne derseniz artık, içinde bulunduğumuz için inanılmaz tüm yönlerini kanıksadığımız bu çağın insanı olmaktan bahsediyorum. Zamanı geldiğinde gözümün açılması için yapmam gereken tek şey modemin tuşuna basmaktı. Tam olarak bu sebepten "Bana bu kadarı yeter." diyemedim hiçbir zaman. Fazlasının bir yerlerde olduğunu biliyordum, görüyordum. Ben de daha fazlasını hak ediyordum, değil mi? Ama fazlasını elde etmek için benim de daha fazla çabalamam gerekiyordu. Daha, daha, daha. Asla yeter yok, yetmiyor, yetmeyecek. Hobilerim, boş zaman aktivitelerim bile böyle işledi. "Bir sürü güzel film izledim!" değil, "Daha izlenecek bir sürü önemli film var, ömrüm asla yetmeyecek!" idi kafamdan geçenler. Bu yetemeyiş ve kontrolsüzlük hissi, içimde bir yerlerde kendi hükümranlığını ilan eden şiddetli bir anksiyetenin peşine taktı beni.


Hırslandıkça "akış" bozuluyor. O bitmek bilmeyen yarışın koşuşturmacaları yalnızca yeni bir hedef belirlenmişken hatırlanıyor; diğer zamanlarda anlamsız, kaotik bir yolculuktan ibaret kalıyor. Gelgelelim bir terslik olduğunun farkındalığını yaşamak bu durumun çözüme kavuşacağının garantisini vermiyor. Dinginlikteki huzurun değerini anlamak için kazananı olmayan o yarışın içinde bir kez daha tükenip kaybolmak gerekiyor. Sonra bir daha, bir daha... 



Ben tüm bu düşüncelerle boğuşup dururken arkada Madonna'nın Nothing Really Matters'ı çalıyordu. Bana adeta bir çıkış yolu gösteriyormuş gibi hissettirdikleri için şarkının sözlerini ana dilimde bir yere yazma ihtiyacı duydum, kendi çapımda çevirdim. Oldukça amatör bir dille, hızlıca karalanmış bu çeviriyi yazının sonuna ekliyorum.


Çok gençken,

Yoktu hiçbir şeyin önemi benim için

Kendimi mutlu etmekten başka

Bir tek ben vardım

Şimdi büyüdüm,

Değişti her şey

Asla eskisi gibi olmayacağım,

Senin sayende


Hiçbir şeyin önemi yok,

İhtiyacımız olan tek şey sevgi

Sana verdiğim her şey

Geri dönüyor bana


Hayatıma bakıyorum da,

Çok açık görünüyor bana

Çok bencilce yaşadım,

Bir tek ben vardım

Fark ediyorum,

Kimsenin kazanmadığını

Bir şey son buluyor,

Ve bir şey başlıyor


Hiçbir şeyin önemi yok,

İhtiyacımız olan tek şey sevgi

Sana verdiğim her şey

Geri dönüyor

Hiçbir şeyin önemi yok,

İhtiyacımız olan tek şey sevgi

Sana verdiğim her şey

Geri dönüyor bana


Silemez geçmişi hiçbir şey,

Gelecek gibi

Gönderemez karanlığı hiçbir şey,

Aydınlık gibi

Sen fırtınadaki sığınaksın,

Kollarında rahatlat beni


Hiçbir şeyin önemi yok,

İhtiyacımız olan tek şey sevgi

Sana verdiğim her şey

Geri dönüyor bana

Hiçbir şeyin önemi yok,

Tek ihtiyacımız olan şey sevgi

Sana verdiğim her şey,

Geri dönüyor bana

Hiçbir şeyin önemi yok


21 Ekim 2022 Cuma

211022

Cuma, Ekim 21, 2022 29
211022

Dün heyecanla Taylor Swift şarkılarını sıraladım, bugün albüm geldi. Türkiye saatiyle sabah 7 gibi çıktı sanırım. Ben bugün erken uyanmıştım ama hemen dinlemek istemedim. Biraz bekledim, öğlene doğru dinledim. Böylesine popüler bir ismin yeni işini dünyayla aynı anda dinlersem insanların anlık fikirlerini merak ediyorum, sosyal platformlardan canlı olarak okumaya çalışıyorum. Öyle olunca başkalarının fikirleri beni de etkileyebiliyor, ben de sadece kendi fikirlerimi dinlemek istedim sanırım. Tabii ki tek dinleyişle fikirlerim kesinleşmedi ama ilk izlenimim kocaman bir hayal kırıklığına uğradığımdan ibaret maalesef. Biraz daha dinleyince ve albüme dair fikirlerim oturunca muhtemelen buraya da bir şeyler karalarım ancak şimdilik ben Folklore'dan devam edeceğim.

Son günlerim hızlı ve yoğun geçiyor, nereye gittiğimi bilmediğim ama geride kalmamak adına kalabalıkları takip ettiğim bir yarışta gibiyim. Bir de sürekli ufak tefek rahatsızlıklar yaşıyorum. Yorgun olduğumu hem ruhen hem bedenen hissettiğim için hazır vizelere tek basamaklı günler kalmamışken şu yarışa ufak bir ara vermek istedim. Boğaz'ın o hafif yağmurlu, serin havasına ihtiyacım varmış meğer. Bir süredir görüşemediğim bir arkadaşımla buluştum, Rumelihisarı taraflarına gittik. Boğaz manzarası eşliğinde sıcak bir kahve sonrası vapur saatine yetişebildiğimiz yere kadar gidelim diyerek başladık yürümeye, kısmetimiz Emirgan İskelesi’ne kadarmış. Bu rotalarda yürümenin ayrı bir keyfi var ve İstanbul'da başka yerlerde olmayan bir keyif bu, vapurla Beşiktaş veya Kadıköy’e geçtiğimde onun kırıntısı bile kalmıyor çünkü. Tüm olayı en azından hafta içinde deneyimlenebilen sakinliği sanırım. Al kahveni, yürü. Yalıların önünden geçerken "Burada kimler kimler var, ne hayatlar yaşıyorlar acaba?" diyen meraklı ama bunu çok da belli etmeyecek temkinli gözlerle etrafa bak. Hep içinde "Sakin ol champ, evdeyim." diyecek insanların olduğu bir yalıyı bizzat içeriden görmek istemişimdir.

26 Eylül 2022 Pazartesi

Genel Durum Değerlendirmesi

Pazartesi, Eylül 26, 2022 15
Genel Durum Değerlendirmesi


Geçenlerde burada paylaştığım kişisel yazıdan beri kendimi toparlamaya çalışıyorum. Aslında hislerimin bir bozuk plak gibi kafamda dönüp durmasından yorulmuştum. Her şey karmaşıktı. Kağıtlar, telefonumun notlar bölümü, blog taslakları, kafamdan geçenler... Hepsi dolu doluydu ancak bir türlü cümleler oluşmuyordu, kelime grupları sayıklama şeklinde bir araya geliyordu sanki. O cümleleri kurduktan sonra kendimi biraz daha rahatlamış hissettim.

O yazıda çok pesimist bir tablo çizdiğimi şimdi kendim de görüyorum. Bu tablodan imzamı silemiyorum ama umutsuz değilim. Çabalıyorum. Anlamlandırmak, sevmek, keyif almak için çabalıyorum.

Öncelikle, okulum açıldı. Geçen sene bırakma aşamasında olduğum okulum bu sene çok güzel başladı benim için. İlk haftanın tekrarlarını yaptım, gelecek dersler için hazırlık yaptım. Bu sene için hevesliyim. Okulun hayatımın merkezini kaplayan bir meşguliyet hissini beraberinde getirmesi de iyi oldu, hayatımın direksiyonunu elime almışım gibi hissediyorum. 

Bu sene bir sürü seçmeli dil dersi açıldı, hatta ben de o heyecanla Korece dersi aldım. Pandemi zamanında kendi kendime Kore alfabesini, bazı basit kelimeler ile konuşma kalıplarını öğrenmiştim ancak devamını getirememiştim. Aradan çok da uzun zaman geçmediği için bunun çok iyi bir fırsat olacağını düşündüm ancak dersi seçtikten sonra ders programıma bakınca kendi bölümümden zorunlu iki dersle çakıştığını gördüm, büyük hayal kırıklığına uğradım. Öğrenci işleri, danışman ve dersin hocası arasında e-posta aracılığıyla mekik dokuduktan sonra bir türlü programıma uyduramayınca maalesef içim kan ağlayarak dersi bırakmak zorunda kaldım. Benim için böylesine ilgi duyduğum bir kültürün dilini okulumda öğrenmek büyük bir şans olacaktı ancak kısmet değilmiş, önümüzdeki dönem şansımı tekrar deneyeceğim. Yine de bu kısa süren heyecan bana ikinci bir yabancı dil öğrenme konusunda tekrar heves verdi diyebilirim. Üniversitenin ilk yılında Ukraynaca öğrenmeye başlamıştım ancak çok iyi giden ve bana Rusça öğrenmenin yolunu açan bu macera, pandemi patlak verince kursun kapanması ile sona ermişti. Yine aynı sene Fransız Kültür Merkezi'nden Fransızca kursuna da yazılmıştım ancak o kurs yalnızca 1 haftada Fransızca hevesimi tamamen söndürmüş ve bana yetmişti. Bundan sonra Fransa'ya yaşamaya gitsem bile Fransızca öğrenmek ister miyim, emin değilim.  Pandemide evde boş geçen zamanları doldurmak adına Almancaya da bolca çalıştım ama lisede öğrendiğimiz düzeyin çok da üstüne çıkabildiğimi söyleyemeyeceğim. Avrupa dillerini seviyorum, evet, ama yapıları öyle karışık ki sürekli kullanmadığınız sürece unutuyorsunuz. Hayatımda bu kadar yer edinmiş bir dil olmasa İngilizceyi bile öğrenebileceğimi sanmıyorum. Doğu dilleri bu konuda biraz daha cazip, özellikle Japonca ve Korece gibi diller sanılanın aksine Türkçe ile aynı dil ailesinden gelmese dahi sözdizimleri büyük benzerlik gösterdiği ve Avrupai dillerin zorlayan kurallarını barındırmadıkları için ana dili Türkçe olanlara daha çok hitap ediyorlar. Gerçi benim doğu dillerinin kullanıldığı medyaya büyük ilgi göstermem de bu konuda bana etki ediyor olabilir. Her neyse, derslerim ve çalışma düzenim oturduktan sonra bu konunun üstünde durmak istiyorum. Yaşım ilerledikçe dil öğrenme kabiliyetim yavaşlıyor ve bu iyice ilerlemeden bir yabancı dili daha kapmak istiyorum. 

Okulun açılmasıyla daha düzenli bir hayata otomatik geçiş yaptım. Erken uyanıyorum, erken uykum geliyor. Sanırım sağlıklı bir uyku düzeni oluşturabildim kendime. Günlük adım hedeflerim hep fazlasıyla tamamlanıyor, daha aktif yaşamaya çalışıyorum. Beden algımı bozup kalori hesaplamalarıyla aklımı oynatmak istemediğim için diyetten çok normal beslenmeye çalışıyorum. Bir anda her şeyi kesmek istemediğim için arada kaçamak da yapıyorum, yavaşça tam bir düzen oturtmaya çalışıyorum.

Film izliyorum bolca. Tam bir Türkçe karşılığı var mı emin değilim ama chick flick olarak geçen türe sarmış durumdayım. Bu tarz modern peri masalları bana kendimi iyi hissettiriyor, ruhsal olarak kötü bir döneme için daha güzel bir tür seçemezdim sanırım. İzlediklerim hakkında toplu bir yazı hazırlıyorum. Elimden geldiğince sinemaya gitmeye çalışıyorum. Bu aralar hem sinemaların hem de Fransız Kültür gibi yerlerin müthiş seçkileri var, çok uygun fiyata harika filmler yayınlanıyor. Saatlerim vs. uyuşamayınca gidemiyorum tabii ama kendim gidemezsem başkalarını ikna etmeye çalışıyorum. 

Müzik olarak geçenlerde Moonage Daydream adlı David Bowie belgeselini izlediğimden beri Bowie'yi dinliyorum. Taylor Swift var bir de, her gün kulaklığım ya da hoparlörümden folklore albümünden bir şeyler duyuluyor. 2020'de bana hiç etki etmeyen bu albüm bu sene soundtrackime dönüştü desem abartmış sayılmam sanırım. Bunlar dışında tam anlamıyla Spotify playlistleri insanına dönüştüm, albümler yerine hep Daily Mix listelerini dinliyorum.

Koca bir yaz pasajlar ve birkaç bölüm okuduktan sonra raflara kalkan kitaplarla geçtikten sonra okul ile tekrar kitap okumaya başladım. Bu konuda odak süremin ne kadar azaldığını fark ettim, onu toparlamaya çalışıyorum.

Gezmeye çalışıyorum. Tepe bayır yürüyüp bilmediğim yerleri öğrenmeye çalışıyorum. Ama ekonomi bu konuda çok yardımcı olmuyor, kiminle görüşsem konu istemsizce hayat pahalılığına geliyor. Hayatımda ilk defa ay sonuna para yetiştirme derdi yaşamaya başladım, bu sene KYK kredisine başvurmayı düşünüyorum. Okul kitaplarını zar zor alabiliyorum. Yine de ben şanslı olanlardanım, bunu çok iyi biliyorum.

Biraz da bloguma dair planlarımdan bahsedeyim. Kış ve bahar aylarında kendi kendime bir yazı düzeni oturtmuş ve uzun süre de bu sisteme sadık kalmıştım. O zamanları evde geçirdiğim için bu sistem beni zorlamamıştı, hatta biriktirme imkanı bulduğum stok yazılar yoğun dönemlerimde bile beni idare etmişti. Şimdi okul ve sosyalleşme derken bloga o dönemki gibi fazla içerik hazırlayamayacağımı biliyorum, ben de kendime biraz daha şefkatli ve anlayışlı yaklaşmak istiyorum. Kafamda ve taslaklarımda bazı farklı fikirler var, onları hayata geçirmeye çalışacağım ancak onun dışında kendimi ön plana alarak ilerlemeye devam edeceğim. 

Taslaklarda beni bekleyen bir sürü yazı var, onları yavaştan tamamlamaya başlayacağım. Bütün yıl sürdürme konusunda kendime söz verdiğim bir aylık k-pop gündemi yazı dizim vardı mesela. Şimdilerde bu yazı dizisinde gerilerde kaldım ancak derslerim yoğunlaşmadan onları güncele getirip bu yıl bitirmek istiyorum. Ancak ne gelecek sene, ne de bir daha asla böyle bir işe kalkışmayı düşünmüyorum. Müzik dinlemeyi, dinlediklerimden bahsetmeyi ve hatta popüler kültürde olan biteni konuşmayı çok sevsem de bu ilgi alanlarımı buraya daha sürdürülebilir formlarda taşımayı düşünüyorum. Bu konuda da birkaç fikrim var gibi. Blogları Canlandırma Projesi'nde de aynı şekilde geride kaldım ancak neyse ki oradaki blog komşularım çok anlayışlılar, geç olsun güç olmasın diye yaklaşıyorlar. Bugün projenin ağustos ve eylül ayları için yazı fikirlerimi seçeceğim. Bir de Instagram'da bir şekilde aktifleşmek istiyorum, ekim ayıyla beraber hedeflerimden biri bu. Bu konuda nasıl bir yönde ilerlemem gerektiğini pek bilmiyorum ama deneyip göreceğim.


Son olarak bu ay çok değerli bir arkadaşım blog dünyasına katıldı. Ben kendisinin blog dışı yazılarını okuma şansını önceden yakaladığım için burada ısınma turlarını tamamlayınca çok keyifli işler çıkartacağını düşünüyorum. Blogspot'un Taş Devri esintili arayüzüne alışmak zor, biliyorum, ama umarım canım arkadaşım o eşsiz üslubundan bizleri burada mahrum bırakmaz.

Kendisinin bloguna gitmek için bu linke tıklayabilirsiniz.

22 Eylül 2022 Perşembe

Köprüde Buluşalım

Perşembe, Eylül 22, 2022 12
Köprüde Buluşalım
Josef Forster, Self-Portrait

Hiç keyfim yok. Son zamanlarda gittiğim farklı eğlence ortamlarında bile içinden çıkamadığım yapmacık tavırlar bana kalabalık içinde izole hissetmenin zirvesini yaşattığında bu durumu artık kabullenmeye karar verdim. En azından burada rol yapmanın anlamı yok; olamıyorum, olduramıyorum. Kendimi bildim bileli bir yol arayışında debeleniyorum ama belli ki benim için doğru bir yol yok çünkü bozuk bir yolda, bata çıka ilerlemeye çalışıyorum. Arada da güzel duraklara, hatta bazen dinlenme tesislerine uğruyorum ve yolun zorluğunu kısa süreliğine unutuyorum.

Sorun ne? Bilmiyorum. Kendimce kaynağına insem ve bir sebep bulsam, 2-3 ay kendimi düzeltmek için bir meşgale edinmiş olacağım. Belki ufak tefek bir şeyleri değiştireceğim, evet, ancak o süre dolduğunda olmamışlık hissi bir kez daha etrafımı saracak ve o boşluk beni tekrar hapsedecek. 

Bir şarkıda sanatçı, idealinin ve gerçekliğinin birbirlerinden çok çok uzakta olduğunu, ama bu ikisini bir köprüde buluşturabilirse gerçek kendisine ulaşabileceğini söylüyordu. Öyle doğru ki. Dönüp baktığımda kendimi en verimli, en mutlu hissettiğim zamanlar bu köprüyü kurabildiğim dönemler. Şimdilerde ise oraya bir tahta atmak bile çok zor geliyor. Yine de insan kendini yalnız hissederken sevdiği, saydığı isimlerin de benzer spesifik tecrübelerden geçtiğini görünce o his çok daha çekilir bir hâl alıyor, en azından bir konuda yalnız olmadığınızı anlıyorsunuz çünkü.


"They told me all of my cages were mental

So I got wasted like all my potential

And my words shoot to kill when I'm mad

I have a lot of regrets about that

I was so ahead of the curve, the curve became a sphere

Fell behind all my classmates and I ended up here

Pouring out my heart to a stranger

But I didn't pour the whiskey"

26 Haziran 2022 Pazar

Yaz Gündönümü

Pazar, Haziran 26, 2022 14
Yaz Gündönümü

Geçenlerde anneannemin vefatının yıl dönümüydü. Ne garip, 14 koca sene geçmiş aradan. Kardeşim, hiç göremediği torunu, lise sınavına girecek yaşa geldi bile.

O zamanlar 8 yaşında olmama rağmen onu kaybettiğimiz günü hatırlıyorum. Haberi aldığımız günün gecesinde ben babaannemlerin evinde kalıyordum. Annemler bizimle değildi, bu durumu hiç garipsememiştim. O akşam bir milli maç vardı. Kazanmış mıydık, emin değilim. İnsanların coşku dolu olduğunu ve evde adeta stadyumdaymışçasına tüm caddenin tek yürek tepkilerini duyabildiğimi hatırlıyorum. Eurovision, maçlar, şu bu derken Türkiye'nin birbirine daha kenetli olduğu bir ortam vardı herhalde. O gece sokaktaki insanları izledikten sonra uyudum. Sabah uyandığımda babaannemler annemlerin köyüne gitmemiz gerektiğini söyledi, yolda da anneannemi kaybettiğimizi. Anneannem hastaydı, ama ben 8 yaşındaydım. Bahsedilen hastalığın gripten, soğuk algınlığından hiçbir farkı yoktu benim için. Belki de bu yüzden neden öldüğünü anlayamamıştım. Cenaze gününde herkesi, insanlarla konuşmalarımdaki gereksiz detaylara kadar her şeyi hatırlıyorum; ama bir türlü annemi hatırlayamıyorum. Sanki o gün annem orada yokmuşçasına uzak hatırası. Belki o anlar zamanla zihnimden silindi, ya da belki annem ben etkilenmeyeyim diye benden uzak durdu. Bilemiyorum, asla da bilemeyeceğim. 

 Eskiden haziran ortalarına gelince yaklaştığımız tarih bir şekilde zihnimde yer edinirdi. O gün geldiğinde anneannemi düşünürdüm, inancımın olduğu zamanlarda dua edip Yasin okurdum. Mezarını ziyaret etme fırsatım olduğunda mermere oturup hayatlarımızda olan biteni ona sessizce anlatırdım. Kendi kendime onun beni yukarıdan izlediğini hayal ederdim, rüyama gelmesini dilerdim. Bu sene ise sınava gitmek üzere kahvaltı ederken birdenbire o günün bugün olduğu aklıma geldi. Tüm ailemi sarsan o günün gittikçe sıradan bir güne dönüştüğünü fark etmek çok garip hissettirdi. Anneannem benim hayatımın sadece 8 senesini görebildi ama eskiden o 8 sene benim hayatımda çok uzun bir zaman dilimiydi. Şimdi ben büyüdükçe o 8 senenin hayatımdaki yeri azalıyor, anıları silikleşiyor. Zamanın her şeyin ilacı olduğu ve ölenle ölünmediği çok doğru ama o kısıtlı zamanlarımızın gün geçtikçe silinmesi, o çok sevdiğim insanın kahvaltıda rastgele aklıma düşen birine dönüşmesi canımı sıkıyor.

Bu yazıyı bana onu hatırlatan bir şarkıyla kapatmak isterdim ama öyle bir şarkı yok. Sahi, anneannem nasıl biriydi? Neleri severdi? Kimleri dinlemekten hoşlanırdı? Neler yapmak isterdi? Neler hayal ederdi? Şu an burada olsa nasıl bir ilişkimiz olurdu? Hastaneye gitmekten kullanma fırsatı bulamadığı o yeni yatak odası takımını sever miydi? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyorum çünkü onu anneanne kimliğinden öte şekilde tanıma fırsatım hiç olmadı. Bir kez olsun büyük aklımla onun köydeki güzel balkonunda çay içerken onunla sohbet edemedim. Ama onu ve hiç yaşanmamış bir ihtimaller silsilesini özlüyorum. Keşke bir gün gerçekten tekrar bir araya geleceğimize inanabilseydim.


Bana aldığın o tokayı çekmecemde, kapağında senin isminin yazdığı o kitabı ise kitaplığımda saklıyorum. Sanki senin varlığını benim hayatıma bağlayan son hatıralar bunlar.

26 Mayıs 2022 Perşembe

Olan Biten

Perşembe, Mayıs 26, 2022 16
Olan Biten

"Naoko nisan ortasında yirminci yaşını kutladı. Ben kasım doğumluydum, demek ki benden yedi ay büyüktü. Onun yirmi yaşına girmesini garipsiyordum. Sanki Naoko ve benim için tek mantıklı şey, on sekiz ile on dokuz yaşları arasında gidip gelmemiz gibi geliyordu. On sekizden sonra on dokuz; on dokuzdan sonra da tabii ki tekrar on sekiz olacaktım. Ama Naoko yirmi olmuştu. Sonbahar geldiğinde, ben de öyle olacaktım. Sadece ölüler sonsuza dek on yedi yaşında kalıyordu."


 Koca bir ay bitti, ben buralara bakamadım. Stokladığım yazılar ve blog komşularımın tebessüm ettiren yorumları sağ olsun blogum boş kalmadı ancak ne o satırlara dönüş yapabildim ne de onların yazılarını takip edebildim. Bunları yapamadım çünkü mutsuzluğumu buraya yansıtmak istemedim. Veya belki de bununla bile uğraşmak istemeyecek kadar mutsuzdum, bilemiyorum. Ancak bu gece düşünürken yazacaksam buranın benim yalnızca iyi günlerimin değil kötü günlerimin de bir parçası olması gerektiğini fark ettim. Zaten bir gün dönüp baktığımda bir günlüğü, hatıra defterini karıştırırmışçasına içinde bulunduğum ruh halini görmek isterim. 

Üzgünüm, bitkinim. Bitmeyen bir telaş hâli enseme yapıştı, peşimi bırakmıyor. Her şeyi yanlış yapmış olmaktan, geç kalmaktan, geride kalmaktan korkuyorum. Gün sonunda kendimi bunların olmadığına ikna ettiğim zaman bile ertesi gün tüm bu hislerim geri dönüyor. Nerede yanlış yaptım diye sorguladığımda aldığım cevaplar belki de aynı hataları tekrar yapmak isteyeceğimi gösteriyor bana ve böylece pişmanlığımı bile tamamen yaşayamıyorum. Biliyorum; ne yalnızım, ne de bunları hisseden ilk ve son kişiyim. Zaten hangi arkadaşımla otursam mevzu mutlaka "Biz ne ara 22 olduk, biz niye hala yerimizde sayıyoruz?"a geliyor. Ama yine de halı altına süpürdüğüm ve doyasıya yaşayamadığım tüm bu his ve düşüncelerle yapayalnız ve boğuluyor gibiyim. Kıyas, kaygı, pişmanlık ve mutsuzluklar umuduma baskın geliyor. Ama böyle de bir yere varamıyorum. Sonsuza dek böyle kalıp hiç bitmeyen bir iç hesaplaşma evresine giremem. Konfor alanımdan çıkmam ve hayatın doğrusal bir şekilde ilerlemediğini; hayatta ilerlemenin belirlenmiş tek bir yolunun olmadığını anlamam lazım. Bunları anlamak kolay, en çok da içselleştirmem lazım. Bunun için uğraşmam lazım. Her ne olursa olsun yastığa başımı koyduğumda denemiş ve çabalamış olmanın huzurunu hissetmem lazım. 

---

Güzel şeyler olmadı değil. 21 Mayıs'ta çok istediğim Mitski konserine gittim. Koltuğum o kadar uzaktaydı ki kendisinin yüz hatlarını anca ön sıralardakilerin çektiği fotoğraflardan görebildim. Buna rağmen gerek seyircinin sıcaklığıyla gerekse Mitski'nin müthiş enerjisi -ve tatlı Türkçesiyle- büyülenerek eve döndüm. Bir de uzun süredir konuşamadığım bir-iki arkadaşımla aramı düzelttim. İlkay geçen ay bu yazısında her daim bir telefon uzaklıkta olan dostluklardan bahsetmişti, tam da onun orada anlattığı hislerle doldum. Arkadaşlık dinamikleri hep farklı olur ama eminim herkesin bu şekilde ne olursa olsun kopmadığı, tek sözle her şeyin eskisine döndüğü çok değerli dostlukları vardır. Bu arkadaşlıklar ayrı bir güzel. Birilerinin sizi dinlemesi, varlıklarını hep hissettirmesi de öyle.

---

Yılın ilk yarısı neredeyse tamamlanırken dönüp baktığımda yazdığım zamanların daha düzenli ve huzurlu olduğunu gördüm. Bu ay buraya uğramadıkça ve yazmadıkça kendimi yatağıma kapatmışım, her şeyi ertelemişim, erteledikçe kendimden şüphe etmişim, bunu bir döngüye çevirip koca bir zaman dilimini yitirmişim. Yorumlarınıza dönmemişsem lütfen kusuruma bakmayın. Belki biraz yavaş olacak ama döneceğim, bir yandan hayatımı da düzene sokmak için çabalayacağım. Tek istediğim yavaş da olsa asla ardıma bakmayacağım adımlar atmak.


Katy Perry - Witness

23 Mart 2020 Pazartesi

Corona Günceleri #2

Pazartesi, Mart 23, 2020 2
Corona Günceleri #2

 Selamlar, nasılsınız? Herkes iyi mi? Dün buraya uğrayamadım çünkü morallerimizi epey bozan bir durum oldu. 10 yaşındaki erkek kardeşimin ateşi gün içerisinde 36-38.8 arasında sürekli gidip geldi, öksürük sorunu pek yoktu. Kardeşim çabuk hastalanan bir çocuktur, her ay evde onun ateşlenme rutini yaşanır. Ancak böyle bir zamanda yüksek ateş deyince insanın aklına ilk olarak neyin geldiğini söylememe gerek bile yok. Babam hemen kardeşimi büyük bir hastaneye götürmek istedi ancak maskelerini takıp eve yürüme mesafesinde yer alan bir kliniğe gittiler. Sonuç olarak boğazında iltihap varmış, orada ölçüldüğünde de ateşi 37 çıkınca ilaç verip eve göndermişler. Kardeşim gün içerisinde iyiydi ancak akşam yatmadan önce ateşi yine 38 üstüne çıktı. Gece saat başı kalkıp ateşini kontrol ettik, ilaçlarını verdik. Çok korktuk, hala içten içe panik içerisindeyiz. 15 dakikada bir yanına gidip nasıl diye bakıyorum. Şükür bugün uyandığından beri ateşi normal, kendisini iyi hissediyor. Hatta okulların online eğitimi için derslerine başlayabildi, oyunlarını oynamayı da ihmal etmedi. O yüzden bugün biz de daha iyiyiz. Durumun böyle kalması için sürekli dua ediyorum, paniğiyle bile insanı bu kadar yerle bir eden şeyler çok azdır herhalde.

 Bu sinir bozucu durumdan biraz uzaklaşmak niyetiyle buraya attım kendimi. İlk günkü yazımda izlemeyi planladıklarımdan bahsederken çok büyük bir yeri atladığımı fark ettim: diziler. 1 ayı geçen evde kalma sürecimde yabancı dizi izleyemez oldum. Salona yerleştim, önceden kumandasına elimi sürmediğim televizyonun esiri oldum. Türk televizyonlarının 7 gün yayın akışına Müge Anlı'sından Milyoner'ine hakim hale geldim. Şimdi de yavaş yavaş kopmaya çalışıyorum. 



 Bugünü tek şarkıyla kapatıyorum. Bu şarkıyı 2020'ye gireceğimiz gece benim için çok önemli bir arkadaşım, benim için çok önemli bir diğer arkadaşımın daha olduğu Whatsapp grubumuza atmıştı. 2019'u bu şarkıyla kapatmıştım, 2020'yi de çok büyük umutlar ve endişelerle bu şarkıyla açmıştım. Üniversite sınavı stresinin yerini daha kısa süreli vizeler ve finaller streslerinin alacağı, kendime vakit ayırabileceğim, sevdiğim insanlarla sık sık bir araya geleceğim, istediğim şeyleri yapabileceğim bir yıl olacağına inanarak girmiştim 2020'ye. Aslında hepsi de bir yere kadar oldu. Yeni isteklerim de vardı tabii, çok sevdiğim bir arkadaşımla İstanbul'u baştan sona gezecektik. Zorlu PSM'de gitmek istediğim 4 konser vardı. Gittiğim bir dil kursu, okulda katılacağım etkinlikler ve festivaller vardı. Erasmus'a başvurmayı da planlıyordum ancak salgın hafiften yayılınca vazgeçmiştim zaten. Gelecek kaygısıyla dolu 20lerimin başı olabilecek en olağanüstü durumlardan biriyle geçiyor. Böyle olunca insanın derdi tasası da baştan sona değişiyor işte, "Ay bu 1917 neden vizyona girmiyor?"dan "Ya sevdiklerime bir şey olursa.."ya. Kendinize çok iyi bakın.

"Stuck in them 20 somethings, stuck in them 20 somethings
Good luck on them 20 somethings, good luck on them 20 somethings
But God bless these 20 somethings
(God bless, oh God bless, oh God bless, oh God bless, oh)
Hopin' my 20 somethings won't end
Hopin' to keep the rest of my friends
Prayin' the 20 somethings don't kill me, kill me"

21 Mart 2020 Cumartesi

Corona Günceleri #1

Cumartesi, Mart 21, 2020 1
Corona Günceleri #1
 

 Merhabalar, kürkçü dükkanıma döndüm. Malum virüs sebebiyle dünyada yer yerinden oynuyor, her geceyi bir öncekinin iki katı kadar artmış vaka sayılarıyla bitiriyoruz. Ayrıca sadece benim mi anksiyete bozukluğum oluştu yoksa tüm ülke hatta dünya olarak mı bu durumdayız? Belirsizlik, korku, sevdiklerini görememe durumu, bir yerlerde solunum cihazlarına bağlı insanlar ve onların ailelerinin olduğunu düşünmek hepsi benim canımı yakıyor. Bireysel hijyen önlemleri almak ve evde kalmak dışında yapabileceğimiz çok bir şey yok, ki bunları yapamayan bir o kadar insan olduğunu düşündükçe iyice yıkılıyorum. Yapmayı tercih etmeyerek, zorunda bırakılan insanların sağlıklarını riske atan insanları buradan ayırmam gerekir elbette. Aslında düşüncelerimi, en çok da korkularımı dile getirmek adına bir günlük tutmayı düşünmüştüm ancak şu 1 haftada gördüm ki sıfır sorumluluk altında tüm gün evdeyken bile insan bazı şeylere vakit ayıramıyor, ya da ayırmayı erteliyor.

 Ben akademik, sosyal ve belki de en önemlisi mental olarak hayatımın en iyi dönemlerinden birini yaşıyordum, ta ki dünya karışana kadar. Ve sonuç olarak yaklaşık 1 aydır sosyal izolasyon içerisindeyim ve ne yazık ki bunun büyük kısmı yatağımda oturup panikleyerek geçti. Böyle bir dönemin maalesef psikolojik olarak bizden götüreceği çok şey olacak, o sebeple bundan sonra zamanımı elimden geldiği kadar güzel geçirmeye çalışacağım. Günlük olarak burada izlediklerim, okuduklarım, dinlediklerim ve yapabildiğim diğer farklı şeylerden bahsetmeye karar verdim. Takip ettiğim blogları düzenli olarak okumayı da çok özlediğimi fark ettim! :) Hepimizin yapılacaklar listelerine ihtiyacı olduğunu biliyorum, bu sebeple ben de benimkilerin şimdiki versiyonlarını paylaşacağım.


 Konu filmlerse bende listeler bitmiyor. Epey önceden hazırladığım bir izlenecekler listem vardı, bu listeyi dönemler şeklinde bölmüştüm. 30lar döneminden kalan filmlerim şu an bunlar:

  1. The Awful Truth (1937)
  2. Pepe le Moko (1937)
  3. Make Way for Tomorrow (1937)
  4. Grand Illusion (1937)
  5. Bringing Up Baby (1938)
  6. The Lady Vanishes (1938)
  7. La Bete Humaine (1938)
  8. The Rules of the Game (1939)
  9. The Wizard of Oz (1939)
  10. Gone with the Wind (1939)
  11. Stagecoach (1939)
  12. Ninotchka (1939)
  13. Mr. Smith Goes to Washington (1939)
 İlk olarak bu 13 filmi bitirmeyi ve 40lara geçmeyi planlıyorum. Bundan sonra ise 2020 Oscar filmleri arasında izleyemediklerim var. 1917 filmini vizyonda izleyebilmek önce yapımcılar sebebiyle nasip olamamıştı, bundan sonra artık beyaz ekranda görebilecek miyiz muallak. Ayrıca benim 2020 yılı için kendi kendime yaptığım bir Anime Filmler Meydan Okuması vardı, Netflix'e Studio Ghibli filmlerinin neredeyse hepsinin yavaştan eklendiği şu günlerde o meydan okumayı hızlandırabilirim diye düşünüyorum. Bu meydan okumayı katılmak isteyen olursa diye blogda özel bir yazıda bahsedeceğim.

 Sinema konusunda son olarak Filmloverss'ın inanılmaz keyifli geçeceğinden emin olduğum #birliktegüzel Evde Sinema Etkinliği var. Her gün film listeleri yayınlayacaklar, biz de sosyal medya üzerinden onları yorumlayacak ve konuşacağız. Dün ilk liste bu linkte yayınlandı. Bu etkinlik kapsamında izlediğim filmlerden ayrı yazılarda bahsetmeyi planlıyorum.


 Kitap konusunda bu sıralar önceliğim okulun okuma listelerinde olacak. Neredeyse 1 aydır hiçbir dersime çalışmadığım için konularda ve okumalarda epey geri kalmış durumdayım. Onlarda okula yetişmek yükümlülüğündeyim çünkü gelecek hafta online dersler başlıyor. Gerçi ders gününe 2 gün kalmasına rağmen okuldan hala net bir açıklama olmadığı için bizim yapabileceğimizi pek düşünmemeye başladım. Bunun dışında ise oynadığım bir oyunda kurulan kitap klübüne katıldım, şimdilik seçilen kitaplar daha önce okuduklarım olduğu için ilgimi çeken bir şey olmadı. Şimdilik elimde bir okuma listesi yok, canımın istediklerini alıp okuyorum. Önerilere açığım :)

 Son olarak bu sıralar dinlediklerimden küçük bir liste hazırladım. Çok müzik dinlediğim bir dönem olmadığı için genel olarak aynı şarkıcılardan oluşuyor. Herkese sağlıklı günler diliyorum.