vulnicure

31 Aralık 2015 Perşembe

George Orwell - Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Perşembe, Aralık 31, 2015 10
George Orwell - Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Özgün adı: Nineteen Eighty-Four
Yazarı: George Orwell
Çeviren: Celal Üster
Sayfa sayısı: 350
Yayınevi: Can Yayınları

"Geleceğe ya da geçmişe, düşüncenin özgür olduğu, insanların birbirlerinden farklı oldukları ve yapayalnız yaşamadıkları bir zamana; gerçeğin var olduğu ve yapılanın yok edilemeyeceği bir zamana:
Tekdüzen çağından, yalnızlık çağından, Büyük Birader çağından, çiftdüşün çağından; selamlar!"

Distopya denilince akla gelen eserler arasında ilk sırada olan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü okudum, hatta okuyalı epey oldu ancak sizlerle bunu paylaşmak bugüne kısmetmiş.

2016 Üzerine

Perşembe, Aralık 31, 2015 8
2016 Üzerine
Bir yılı daha bitiriyoruz bugün.

2015 bana çok şey katan bir yıl oldu; dönüp baktığımda hatırlamak istediğim şeylerle dolu... Bir o kadar da hatırlamak istemediğim, yine de ders aldığım anılarım oldu. İnişler ve çıkışlar olduğuna göre olması gerektiği gibi olmuş. Sonuçta "Her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır." değil mi?

Her sene olduğu gibi umutluyum yeni yıldan. 2016'dan beklentilerim sanırım 2015'ten çok daha fazla okuduğum, izlediğim, gezdiğim, öğrendiğim bir yıl olması. Bir de sevdiklerim yanımda olursa keyfinden geçilmez doğrusu :) Umarım ki sizlerin yeni yılı dileklerinizin gerçek olduğu, sağlıklı ve mutlu bir yıl olur! Yeni yıla nasıl giriyorsunuz bu akşam?:)

27 Aralık 2015 Pazar

Zankyou no Terror (2014)

Pazar, Aralık 27, 2015 4
Zankyou no Terror (2014)
Adı: Zankyou no Terror / Terror in Resonance
Yönetmen: Shinichiro Watanabe
Seslendirenler: Kaito Ishikawa, Soma Saito, Shunsuke Sakuya, Atsumi Tenazaki, Megumi Han
Bölüm sayısı: 11
IMDb puanı: 8,2
Ülke: Japonya

Kendilerine Sphinx adını veren iki gencin internette yayınladığı bir videodan sonra tıpkı videoda bahsettikleri gibi Tokyo'da saldırılar başlar. Bu saldırıdan sonra Sphinx internette videolar yayınlamaya devam eder. Videolarında polis teşkilatına bilmeceler sorarlar. Peki polis teşkilatı bu bilmeceleri çözebilecek midir?

Başladığım gibi bitirdiğim psikolojik gerilim türündeki bu animeyi gerçekten sevdim ve başarılı buldum. Çizimleri, karakterleri, karakterlerin geçmişi ve geçmişlerinin kendileri üzerindeki yansımaları, konunun işlenişi ve kısa tutulması kesinlikle animenin kalitesini ve etkileyiciliğini artırdı. Hikayesi sizi kendine çekiyor, acaba ne olacak diye düşündürüyor. Hüzünlendiriyor da, gülümsetiyor da.

Karakterleri gerçekten çok sevdim. Her birinin hikayesinde derin bir kurgu var. Ancak çoğunluk gibi ben de Lisa karakterini pek sevemedim. Animeye pek uyan biri değildi, ama yine de seriye katkısı tamamen kendi kişiliği sayesinde olduğundan seride yer alması iyi olmuş. Bunun dışında tüm karakterler tıpkı hikaye gibi hayranlık uyandırıcıydı. Ayrıca sosyal medyanın insan üzerindeki etkisini işleyişi kesinlikle hoşuma gitti.

Başarılı ve bir o kadar da hüzünlü bir final verdi. Kısa olmasına rağmen eminim ki izleyicisine kendini daima hatırlatacaktır.

"Remember us, remember that we lived."

26 Aralık 2015 Cumartesi

Star Wars Episode VII: The Force Awakens (2015)

Cumartesi, Aralık 26, 2015 5
Star Wars Episode VII: The Force Awakens (2015)
Yönetmen: J. J. Abrams
Senaryo: Lawrence Kasdan, J. J. Abrams, Michael Arndt
Oyuncular: Harrison Ford, Mark Hamill, Carrie Fisher, Adam Driver, Daisy Ridley, John Boyega, Oscar Isaac, Lupita Nyong'o, Andy Serkis, Domhnall Gleeson, Anthony Daniels, Peter Mayhew
Süresi: 135 dakika
IMDb puanı: 8,6
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Yıldız Savaşları: Bölüm VI - Jedi'ın Dönüşü'nden yaklaşık 30 yıl sonrasında geçen filmin konusu İlk Düzen'den kaçan Stormtrooper Finn (FN-2187)'in Rey, Han Solo, Leia ve Asi Birliği'yle birlikte karşılarına çıkan, Galaktik İmparatorluk soyundan gelen Kylo Ren ve İlk Düzen ile savaşarak Luke Skywalker'ı aramaya çalışmalarıdır. (alıntıdır)

Filmi geçen hafta izlediğim halde, filmin yeni bir Star Wars filmi olmasının etkisiyle pek de objektif bir yorum olmaz diye düşünerekten şimdi yorumluyorum. Her yorumumda olduğu gibi filmin içeriği hakkında pek çok bilgi içereceği için filmi izlemediyseniz okumamanızı tavsiye ederim.

soldan sağa: Poe Dameron (Oscar Isaac), Finn (John Boyega) ve Rey (Daisy Ridley)
Star Wars'un yeni bir filminin çıkacağını öğrendiğimde çok sevindim, ancak filmin fragmanını ilk izlediğimde ve zamanında çok sevilmiş serilerin başarısız yeniden canlandırma çalışmalarını düşündüğümde bende çok ciddi bir ön yargı oluştu. Filmi izlemeye başlarken de "I've got a bad feeling about this!.." diye düşünüyordum. Ancak kesinlikle başarılı bir giriş sahnesi ile film başladı ve yavaştan 1977 yapımı Star Wars Episode IV: A New Hope'a gerçekten paralel denilebilecek bir şekilde ilerlediğini fark etmeye başladım. Yeni karakterler de klasik üçlemedeki karakterlere benzer özellikler taşıyordu, olayın kurgusu da. Film hakkında okuduğum tüm yorumlarda bu belirtilmişti, ancak ben de söylemezsem olmaz sanırım. Empire Strikes Back'ten hatırlayacağınız baba-oğul meselesi bu sefer Han Solo ve filmin kötü karakteri Kylo Ren arasında gerçekleşiyor. 

Kylo Ren ve Stormtrooperlar
Darth Vader'dan sonra ister istemez çok güçlü bir kötü karakter bekliyorsunuz. Vader'ın torunu, Han Solo ve Leia'nın oğlu Ben (Kylo Ren) de filmin kötü karakteri. Serinin en sevilen karakterlerinden biri olan babasını öldürmesine rağmen pek de güçlü bir karakter olduğunu söyleyemem. Yeni karakterlerden olan ve Force konusunda nasıl oluyorsa fazlasıyla güçlü olan Rey'e yeniliyor. Rey kimdir, neyin nesidir, nasıl bu kadar güçlüdür bilmiyoruz. Daha bunun gibi pek çok şey sırrını koruyor. Bu film daha çok bir sonraki film için bir hazırlık filmi olmuş, orası belli ancak bu kadar da havada bırakılmaz ki! Filmi anlayamıyoruz, pek çok şeyde mantık hatası var görünüyor. Şayet öteki filmde bunlar açığa kavuşacaksa, 2017'ye kadar beklemek durumundayız.

Leia ve Han Solo
Eski karakterleri görmekse ister istemez insanı mutlu ediyor. Ancak Han Solo gibi bir karakteri yitirmenin ardından bunun senaryo üzerinde pek de önem teşkil etmemesi beni oldukça şaşırttı. Senaryo kesinlikle kopuk ve "Star Wars ruhu"ndan uzak. Yine de hakkını yiyemem, günümüz teknolojisinin imkanlarıyla görsel olarak çok çok başarılı. Bu yüzden de düşüncem Star Wars ile pek de içli dışlı olmayan kişilerin filmi izlerlerse çok sevecekleri yönünde. Bu kadar eleştirdim ama ben de filme berbat diyemiyorum. Çünkü bütün olarak baktığımızda gayet izlenilebilir ve güzel bir film. Ama burada bahsettiğim sebeplerden dolayı benim için başarılı bir film olamadı. Umarım 8. film bundan daha iyi olur.

Güç sizinle olsun!

28 Kasım 2015 Cumartesi

Code Geass (2006-2008)

Cumartesi, Kasım 28, 2015 1
Code Geass (2006-2008)
Lelouch vi Britannia, Zero
Adı: Code Geass / Kodo Giasu
Hikaye: Ichirō Ōkouchi
Yönetmen: Gorō Taniguchi
Seslendirenler: Jun Fukuyama, Yukana, Takahiro Sakurai, Ami Koshimizu, Tetsu Shiratori, Kikuko Inoue, Mitsuaki Madono, Fumiko Orikasa,...
Bölüm sayısı: 1. sezon 25+4 özel bölüm, 2. sezon 25 bölüm
IMDb puanı: 8,8 (1. sezon) - 8,9 (2. sezon)
Ülke: Japonya

10 Ağustos 2010'da, Britanya İmparatorluğu Japonya'ya savaş açar. Japonya, Britanya İmparatorluğu'nun en yeni silahı olan "Knightmare Frame"e karşı hiçbir şey yapamaz ve istila edilir. Japonya’nın adı “Alan 11” olarak değiştirilir ve vatandaşlarına da "11ler" adı verilir. Japonya'da yaşayan Britanyalı Lelouch, Britanya’yı yok edeceğine yemin eder.

Savaştan yedi yıl sonra, Lelouch lisede okumaktadır. İçinde askeri bir sır barındıran kamyonu çalan teröristler yoldan çıkarlar. Lelouch, kontrol etmek için kamyonun yanına gider. Duyduğu ses yüzünden içine bakmak ister ancak içeride mahsur kalır. Kamyon tekrar hareketlenir, üstelik peşlerinde Britanya özel kuvvetleri vardır. Teröristlerden Kallen, Nightmare olarak adlandırılan dev robot ile karşı saldırıya geçer. Kaçmayı başaramayan Lelouch kamyonun içerisinde yakalanır. Onu yakalayan çocukluk arkadaşı Suzaku’dur. Bu sırada kapalı olan bölme açılır ve içinden esrarengiz bir kız çıkar. Bu sırada olay yerine gelen Britanya askerleri Lelouch ve kızı yakalar. Leouch'un vurulmasına engel olmak isteyen Suzaku, Britanya askerleri tarafından vurulur. Lelouch’un öldürülmesine engel olmak isteyen kız da vurulur, ölmeden önce Lelouch’a özel bir güç olan geass'ı verir. Lelouch, bu gücü Britanya İmparatorluğunu yok etmek için kullanmaya karar verir. (alıntıdır)

Uzun zamandır izlediğim bu anime hakkında karışık hislere sahibim. Yorumum da büyük ihtimalle dengesizce olacaktır, ben şimdiden af dileyeyim sizlerden. Ayrıca devamı spoiler içeriyor.

Anime bol aksiyonlu ve kanlı, ayrıca sürekli olarak ters köşe ediyor. Zekice stratejiler üzerine kurulmuş zeka oyunları bulunduruyor. Burada baş karakterimiz kesinlikle zeki ve hırslı olan Lelouch Lamperouge. Geçmişindeki kötü anılardan sonra kız kardeşi Nunnally üzerine kurduğu güzel dünya ideallerini insanların hareketlerini yönetebilme gücü olan geass ile gerçekleştirme kararı alır ve Zero olur. İsyanın başı olan Zero maskeli bir semboldür aslında. Ama Lelouch'un zekice hamleleri ile isyan büyür ve bir savaşa dönüşür. Buraya kadar az çok Lelouch'u çözdüğünüze göre ben karakter bolluğundan yakınayım. Gerçekten çok fazla karakter var ve bu karakterlerin çoğu gereksiz. Seriye bir getirisi olmadığı gibi seriden soğutuyorlar.

yukarıdan aşağı: Lelouch (Code Geass), Light (Death Note)
1. sezon güzel başladı, Knightmare teknolojisi dışında mantık hataları ve olağanüstülüklerle devam etti ancak Lelouch/Zero gerçekten sağlam bir karakterdi ve sırf bu yüzden sabırla izlemeye devam ettim. Lelouch'u sevme sebeplerim her seferinde kazanmaması, hırsları ve içinde kalan merhamet duygusu oldu. İnsaniydi ama yine de şeytani bir yanı vardı. Ta ki uzun süre sıkıcı ve saçma olan 2. sezonun sonunda kendisini gerçekten tanıyana dek! Stratejisini bozmayan ama insaniyetten uzaklaşmayan Lelouch'un aslında gerçek kahraman olduğunu gördük ve ters köşenin en büyüğü ortaya çıktı. Burada da akıllara bu seri ile sürekli kıyaslanan Death Note geldi. Kurgu olarak kesinlikle mükemmel olan Death Note'un ana karakteri Light Yagami'nin aksine Lelouch vi Britannia iyi bir karakter. Kesinlikle ondan daha gerçekçi. Lelouch'un psikolojisini ve stratejilerini izlemek bana çok keyif verdi. Bunun yanı sıra özellikle Lelouch'un seiyuusu yani seslendirme sanatçısı Jun Fukuyama'nın performansından da bahsetmemek olmaz. Ama Code Geass'ın çocuksulaşan senaryosu, fazla karakterleri ve berbat müzikleri seriyi kesinlikle aşağı çekiyor.

Mutlak iyi, mutlak kötü kavramlarını kesinlikle düşündüren bir anime. Özellikle son on bölümü çok başarılıydı. Muhteşem finalinde seyircinin hayal gücüne bırakılan onlarca şey var, bu yüzden mangasını biraz araştırmayı düşünüyorum.

İzlemeyi düşünüyorsanız bence hemen sarmayacaktır ancak yavaş yavaş izleyince seveceksiniz.

"Kralların gücü olan geass sadece yalnızlık getirir."

11 Kasım 2015 Çarşamba

Kitap Alışverişi #9: 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı

Çarşamba, Kasım 11, 2015 5
Kitap Alışverişi #9: 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı

Oldukça verimli geçen bir kitap fuarından geliyorum. Doğrusu daha önce hiç bu kadar çok kitabı birlikte aldığımı hatırlamıyorum.

Aldığım kitaplar:
Tite Kobo - Bleach 1. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
Tite Kobo - Bleach 2. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
Tite Kobo - Bleach 3. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
Sui Ishida - Tokyo Ghoul 1. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
William Shakespeare - Othello, Remzi Kitabevi
Anthony Burgess - Otomatik Portakal, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sara Shepard - Duygusuz, Martı Yayınları
Sir Arthur Conan Doyle - Aklın Şüphesi Suçun Gerçeğidir, Martı Yayınları
Christina Daniels - Benim Yolum: Aamir Khan'ın İnanılmaz Yolculuğu, Martı Yayınları
Amanda Hodgkinson - 22 Britanya Yolu, Arkadya Yayınları
Agatha Christie - On Küçük Zenci & Mavi Trenin Esrarı (çizgi roman), NTV Yayınları
Truman Capote - Tiffany'de Kahvaltı, Sel Yayınları
George Orwell - Balinanın Karnında, Sel Yayınları
Harper Lee - Tespih Ağacının Gölgesinde, Sel Yayınları
Rıfat Ilgaz - Hababam Sınıfı, Çınar/Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (Bu kitabı Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz imzaladı.)
Yaşar Kemal - İnce Memed 1, Yapı Kredi Yayınları
George R. R. Martin - Kılıçların Fırtınası Kısım 1, Epsilon Yayınevi
George R. R. Martin - Kılıçların Fırtınası Kısım 2, Epsilon Yayınevi

Bunların yanı sıra Jim Kay'in resimlediği özel basım Harry Potter ve Felsefe Taşı'nı kız kardeşimle ortak olarak aldık, kendisine de almış olduğum bir-iki kitap var. 

Bir de Dövüş Kulübü 2'nin 0. ve 1. sayılarını aldım.

Seneye kadar alışveriş yapmamı gerektirmeyecek kadar kitap aldım sanırsam, ama benim için kesinlikle keyifli bir fuar deneyimi oldu. Fiyat açısından ben genelde uygun olanları aldım ve toplam fiyatlarına kıyasla oldukça iyi bir fiyata bunca kitabı kendime; bazılarını da anneme ve kız kardeşime aldım.

Fuardan bahsedecek olursam, her zamanki gibi kalabalıktı. Ayrıca bu sene gördüğüm kadarıyla katılabileceğiniz pek çok güzel etkinlik de var. Siz de fuara gittiyseniz düşüncelerinizi veya aldığım kitaplar hakkında konusundan çok açık vermeden fikirlerinizi yazarsanız okumaktan çok memnun olurum.

4 Kasım 2015 Çarşamba

Ray Bradbury - Fahrenheit 451

Çarşamba, Kasım 04, 2015 2
Ray Bradbury - Fahrenheit 451
Özgün adı: Fahrenheit 451
Yazarı: Ray Bradbury
Çeviren: Zerrin Kayalıoğlu & Korkut Kayalıoğlu
Sayfa sayısı: 238
Yayınevi: İthaki Yayınları
Fiyatı: 15 TL

Fahrenheit 451: Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir.

"Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar."

Ray Bradbury gibi kitaplara aşık bir yazardan, kitapların birer kahramana dönüştüğü unutulmaz bir distopya...
Yayınlanışının 60. yılını geride bıraktığımız bu ölümsüz eser; totaliter sistemlere, sansüre, baskıya yönelik en keskin eleştirilerden biri...
Yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday, vazgeçilmez bir roman... (arka kapaktan)


Ray Bradbury'nin distopya denilince akla gelen ilk eserlerden biri olan Fahrenheit 451'inin kurgu olarak harika olduğunu düşünüyorum. Okumanın yasak olduğu; kitapları yakanların da bizzat itfaiyeciler olduğu bir dünya karşımıza çıkıyor. İtfaiyecilerden birine bir gün trende tanıştığı bir kız yaktığı kitapları okumayı hiç düşünüp düşünmediğini sorar ve bu itfaiyecinin hayatında büyük bir değişim başlar.

Kurguyu ne kadar sevsem de Bradbury en sevdiğim yazarlardan biri olamadı bu kitapla. Her şey çok hızlı geçiliyor gibiydi. Yine de kitap kendine bağlıyor; sansüre yaptığı eleştirilerin yanı sıra insan ilişkilerine ve medyaya olan bağımlılığımıza da pay çıkarıyor. Bu açıdan bakıldığında gerçekten başarılı ve oldukça gerçekçi bir distopya olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri.

"Eğer boğulursan, en azından sahile doğru yüzerken boğulduğunu bil."