vulnicure

6 Şubat 2022 Pazar

Le Ballon Rouge (1956)

Pazar, Şubat 06, 2022 13
Le Ballon Rouge (1956)



Yönetmen: Albert Lamorisse
Senaryo: Albert Lamorisse
Oyuncular: Pascal Lamorisse, Georges Sellier, Vladimir Popov, Sabine Lamorisse
Süresi: 34 dakika
Ülke: Fransa

Geçenlerde bir kısa film listesinde karşıma çıktı Le Ballon Rouge. Aslında çok bilinen ve sevilen bir filmmiş ancak benim varlığından yeni haberim oldu. Yine de demek ki bu filmle tanışmak bugüne nasipmiş diyorum kendi kendime çünkü belki 3-4 sene önce izlesem bende aynı etkiyi göstermeyebilirdi. Böyle tesadüfen karşıma çıkan ve bende iz bırakan eserleri çok seviyorum, pek kaderci olmasam da sanki karşıma çıkması gereken bir şey karşıma çıkmış gibi hissediyorum. 34 dakikaya tüm sıcaklığın sığdırıldığı bu filmi izlerken de aynısını hissettim.

Film Pascal adlı küçük bir çocuğun kırmızı bir balon bulmasıyla başlıyor. Bu balon sıradan bir balon değil, bilinci var ve bu sebeple Pascal'ın onu ipinden tutmasına gerek kalmadan Paris sokaklarında onu kendi isteğiyle takip ediyor. Bu süreçte okul, kilise ve otobüs gibi kırmızı balonun kabul görmediği yerler ve onu kabul etmeyen kişiler karşımıza çıkıyor. Paris sokaklarının çizdiği gri ve soğuk portreye rağmen kırmızının tüm canlılığıyla parlıyor balon ve Pascal'ın peşini hiç bırakmıyor. Pascal da arkadaşı balonun onu hiç bırakmayacağını biliyor ve buna güveniyor.

2 Şubat 2022 Çarşamba

Ocak'22

Çarşamba, Şubat 02, 2022 2
Ocak'22
HBO

 Eskiden burada her ay sonunda o ayın değerlendirmesini yapmayı çok severdim, yeni bir aya -ve hatta yıla!- başladığımızı fark edince tekrar neden olmasın diye düşündüm. Hem izlediğim filmleri kaydettiğim uygulama kullanıcılara haber vermeden database'inden film silebiliyormuş, burada daha doğru haliyle kendim kayıt tutabilirim. :)

 Bu ay Euphoria ile başladı Euphoria ile bitti desem yalan olmaz, o yüzden başlangıcı da onunla ve dizilerle yapmak istiyorum. Ayın ilk günlerinde dizinin geçen yıl yayınlanan iki özel bölümünü izledim. Pandemi kısıtlamalarının en yoğun olduğu dönemlerde çekilmeleri sebebiyle iki bölüm de diyalog odaklı gidiyor ki bu tür film-diziler benim her zaman zaafım olmuştur. Her iki bölümde de karakterlerin yaşadıkları üzerinden hayat görüşlerine ve hislerine dair durdurup durdurup ekran görüntüsü aldıracak seviyede kaliteli diyaloglar vardı. Oyuncu sayısının az oluşu da konuları dağıtmadan akıcı bir seyir keyfi verdi bana, sanki karakterlerin yanına bir sandalye de ben çekip muhabbetlerine katılmış gibi hissettim. Özellikle Jules karakterine odaklanılan bölüm beni kendine hayran bıraktı, bunda karaktere hayat veren Hunter Schafer'ın senaryo yazımına katılmasının katkı payı çok büyük. Bu iki bölümden sonra ay boyunca dizinin 2. sezonu yayınlandı ve yayınlandığından beri pazartesi-salı günleri tüm interneti ele geçirmeyi başardı. Aynı şekilde Attack on Titan'ın 4. sezonunun 2. partı kısmı da aynı şekilde bu ay yayınlanmaya başladı, onu da güncel şekilde takip ettim. Bu ikisini sezon finalleri sonrası blogda konuşurum diye düşünüyorum, ikisi de kendine ait yazıları hak ediyor gibi :)

19 Ocak 2022 Çarşamba

200122

Çarşamba, Ocak 19, 2022
200122


 En son eve kapandığımız 2020 Mart döneminde uğramışım buraya. O zamandan beri çok şey değişti hayatımda. Tüm değişimlere rağmen burası hep bir köşede aklımdaydı ama bir türlü dönmek için gerekli motivasyonu bulamıyordum. Ancak bir gün çok değerli bir arkadaşım bana kendi dünyasını açtı, sonra da benimkini dinlemek istedi. Birinin merakından veya dalga geçme isteğinden değil, sadece ilgisinden benim düşüncelerimi, hislerimi bilmek istemesi beni önce şaşırttı, sonra da çok mutlu etti. Uzun zaman sonra içimden defterlere, Twitter'a yazılan kısa notlar ve karalamalar dışında düzenli şekilde bir şeyler yazma isteği uyandı. Çocukluğumdan beri bloglarla uğraşıyorum, bu hobi hayatımı nasıl idame ettireceğime bile ilham verecek kadar büyük bir yer edindi hayatımda. Ama burada bahsetmeye çok da gerek duymadığım birçok iç-dış sebep buradan uzaklaştırdı beni. Şimdi tekrar buradayım ve bunun tek sebebi bahsettiğim o arkadaşım. Ben de onun hayattaki 21. senesiyle aynı güne denk gelecek şekilde dönmek istedim buraya. 

 Doğum günleri gibi tarihler onun için büyük anlam arz etmese de, bugün özel bir gün sayılmalı bence. İyi ki doğdun, iyi ki varsın. Hayatıma dokunduğun için teşekkür ederim, dilerim ben de biraz da olsa aynı etkiyi verebilmişimdir. :)

23 Mart 2020 Pazartesi

Corona Günceleri #2

Pazartesi, Mart 23, 2020 2
Corona Günceleri #2

 Selamlar, nasılsınız? Herkes iyi mi? Dün buraya uğrayamadım çünkü morallerimizi epey bozan bir durum oldu. 10 yaşındaki erkek kardeşimin ateşi gün içerisinde 36-38.8 arasında sürekli gidip geldi, öksürük sorunu pek yoktu. Kardeşim çabuk hastalanan bir çocuktur, her ay evde onun ateşlenme rutini yaşanır. Ancak böyle bir zamanda yüksek ateş deyince insanın aklına ilk olarak neyin geldiğini söylememe gerek bile yok. Babam hemen kardeşimi büyük bir hastaneye götürmek istedi ancak maskelerini takıp eve yürüme mesafesinde yer alan bir kliniğe gittiler. Sonuç olarak boğazında iltihap varmış, orada ölçüldüğünde de ateşi 37 çıkınca ilaç verip eve göndermişler. Kardeşim gün içerisinde iyiydi ancak akşam yatmadan önce ateşi yine 38 üstüne çıktı. Gece saat başı kalkıp ateşini kontrol ettik, ilaçlarını verdik. Çok korktuk, hala içten içe panik içerisindeyiz. 15 dakikada bir yanına gidip nasıl diye bakıyorum. Şükür bugün uyandığından beri ateşi normal, kendisini iyi hissediyor. Hatta okulların online eğitimi için derslerine başlayabildi, oyunlarını oynamayı da ihmal etmedi. O yüzden bugün biz de daha iyiyiz. Durumun böyle kalması için sürekli dua ediyorum, paniğiyle bile insanı bu kadar yerle bir eden şeyler çok azdır herhalde.

 Bu sinir bozucu durumdan biraz uzaklaşmak niyetiyle buraya attım kendimi. İlk günkü yazımda izlemeyi planladıklarımdan bahsederken çok büyük bir yeri atladığımı fark ettim: diziler. 1 ayı geçen evde kalma sürecimde yabancı dizi izleyemez oldum. Salona yerleştim, önceden kumandasına elimi sürmediğim televizyonun esiri oldum. Türk televizyonlarının 7 gün yayın akışına Müge Anlı'sından Milyoner'ine hakim hale geldim. Şimdi de yavaş yavaş kopmaya çalışıyorum. 



 Bugünü tek şarkıyla kapatıyorum. Bu şarkıyı 2020'ye gireceğimiz gece benim için çok önemli bir arkadaşım, benim için çok önemli bir diğer arkadaşımın daha olduğu Whatsapp grubumuza atmıştı. 2019'u bu şarkıyla kapatmıştım, 2020'yi de çok büyük umutlar ve endişelerle bu şarkıyla açmıştım. Üniversite sınavı stresinin yerini daha kısa süreli vizeler ve finaller streslerinin alacağı, kendime vakit ayırabileceğim, sevdiğim insanlarla sık sık bir araya geleceğim, istediğim şeyleri yapabileceğim bir yıl olacağına inanarak girmiştim 2020'ye. Aslında hepsi de bir yere kadar oldu. Yeni isteklerim de vardı tabii, çok sevdiğim bir arkadaşımla İstanbul'u baştan sona gezecektik. Zorlu PSM'de gitmek istediğim 4 konser vardı. Gittiğim bir dil kursu, okulda katılacağım etkinlikler ve festivaller vardı. Erasmus'a başvurmayı da planlıyordum ancak salgın hafiften yayılınca vazgeçmiştim zaten. Gelecek kaygısıyla dolu 20lerimin başı olabilecek en olağanüstü durumlardan biriyle geçiyor. Böyle olunca insanın derdi tasası da baştan sona değişiyor işte, "Ay bu 1917 neden vizyona girmiyor?"dan "Ya sevdiklerime bir şey olursa.."ya. Kendinize çok iyi bakın.

"Stuck in them 20 somethings, stuck in them 20 somethings
Good luck on them 20 somethings, good luck on them 20 somethings
But God bless these 20 somethings
(God bless, oh God bless, oh God bless, oh God bless, oh)
Hopin' my 20 somethings won't end
Hopin' to keep the rest of my friends
Prayin' the 20 somethings don't kill me, kill me"

22 Mart 2020 Pazar

2020 Anime Film Meydan Okuması

Pazar, Mart 22, 2020 3
2020 Anime Film Meydan Okuması

 Merhabalar,
Dün bu yazıda kendi kendime bir anime film listesi oluşturduğumdan bahsetmiştim. Bu listeyi aslında 2019'un başlarında yapmıştım, yaptığım zaman içinde yer alan 15 kadar filmi önceden izlemiştim. Gelgelelim 2019 benim üniversite sınavı yılımdı ve oldukça yoğun, bir o kadar da hobilerimden uzak geçmişti. Masada geçen 2 yıl sonrası hobilerime dönebilmek de çok zamanımı aldığından bu listeyi hazırlandığı yılda tamamlama şansım olmadı, ben de bu yıla erteledim. Evren de bu hevesimin sinyallerini almış olsa gerek, Netflix listede yer alan Ghibli filmlerini yavaş yavaş yayınlamaya başladı. İçinde bulunduğumuz bu zor ve belirsiz dönemin, listeyi hızlandırmam için en iyi zaman olduğunu düşündüm.
  1. Lupin the Third: The Castle of Cagliostro (1979)
  2. Nausicaä of the Valley of the Wind (1984)
  3. Angel's Egg (1985)
  4. Castle in the Sky (1986)
  5. Devilman - Volume 1: The Birth (1987)
  6. Akira (1988)
  7. Grave of the Fireflies (1988)
  8. My Neighbor Totoro (1988)
  9. Kiki's Delivery Service (1989)
  10. Only Yesterday (1991)
  11. Porco Rosso (1992)
  12. Pom Poko (1994)
  13. Ghost in the Shell (1995) 
  14. Whisper of the Heart (1995)
  15. Perfect Blue (1997)
  16. Princess Mononoke (1997)
  17. Jin-Roh: The Wolf Brigade (1999)
  18. Metropolis (2001)
  19. Millennium Actress (2001)
  20. Spirited Away (2001)
  21. Tokyo Godfathers (2003)
  22. Ghost in the Shell 2: Innoncence (2004)
  23. Howl's Moving Castle (2004)
  24. Paprika (2006)
  25. The Girl Who Leapt Through Time (2006)
  26. 5 Centimeters per Second (2007)
  27. Ghost in the Shell 2.0 (2008)
  28. Ponyo (2008)
  29. Redline (2009)
  30. The Secret World of Arrietty (2010)
  31. From Up on Poppy Hill (2011)
  32. Hotarubi no Mori e (2011)
  33. The Tale of the Princess Kaguya (2013)
  34. The Wind Rises (2013)
  35. When Marnie Was There (2014)
  36. A Silent Voice (2016)
  37. Your Name. (2016)
 Ben yukarıda paylaştığım 37 filmi seçtim ancak katılmak isteyenler kendi listelerini hazırlayabilir ve bana yorumlardan haber verebilirler. Uzun zamandır buralarda olmadığım için kimseyi özellikle davet etmek istemedim ancak ilgisini çeken herkesin katılımından minnettar olacağımı belirtmek isterim. Meydan okuma 2020 sonuna dek sürecek.

Herkese sağlıklı günler diliyorum.

21 Mart 2020 Cumartesi

Corona Günceleri #1

Cumartesi, Mart 21, 2020 1
Corona Günceleri #1
 

 Merhabalar, kürkçü dükkanıma döndüm. Malum virüs sebebiyle dünyada yer yerinden oynuyor, her geceyi bir öncekinin iki katı kadar artmış vaka sayılarıyla bitiriyoruz. Ayrıca sadece benim mi anksiyete bozukluğum oluştu yoksa tüm ülke hatta dünya olarak mı bu durumdayız? Belirsizlik, korku, sevdiklerini görememe durumu, bir yerlerde solunum cihazlarına bağlı insanlar ve onların ailelerinin olduğunu düşünmek hepsi benim canımı yakıyor. Bireysel hijyen önlemleri almak ve evde kalmak dışında yapabileceğimiz çok bir şey yok, ki bunları yapamayan bir o kadar insan olduğunu düşündükçe iyice yıkılıyorum. Yapmayı tercih etmeyerek, zorunda bırakılan insanların sağlıklarını riske atan insanları buradan ayırmam gerekir elbette. Aslında düşüncelerimi, en çok da korkularımı dile getirmek adına bir günlük tutmayı düşünmüştüm ancak şu 1 haftada gördüm ki sıfır sorumluluk altında tüm gün evdeyken bile insan bazı şeylere vakit ayıramıyor, ya da ayırmayı erteliyor.

 Ben akademik, sosyal ve belki de en önemlisi mental olarak hayatımın en iyi dönemlerinden birini yaşıyordum, ta ki dünya karışana kadar. Ve sonuç olarak yaklaşık 1 aydır sosyal izolasyon içerisindeyim ve ne yazık ki bunun büyük kısmı yatağımda oturup panikleyerek geçti. Böyle bir dönemin maalesef psikolojik olarak bizden götüreceği çok şey olacak, o sebeple bundan sonra zamanımı elimden geldiği kadar güzel geçirmeye çalışacağım. Günlük olarak burada izlediklerim, okuduklarım, dinlediklerim ve yapabildiğim diğer farklı şeylerden bahsetmeye karar verdim. Takip ettiğim blogları düzenli olarak okumayı da çok özlediğimi fark ettim! :) Hepimizin yapılacaklar listelerine ihtiyacı olduğunu biliyorum, bu sebeple ben de benimkilerin şimdiki versiyonlarını paylaşacağım.


 Konu filmlerse bende listeler bitmiyor. Epey önceden hazırladığım bir izlenecekler listem vardı, bu listeyi dönemler şeklinde bölmüştüm. 30lar döneminden kalan filmlerim şu an bunlar:

  1. The Awful Truth (1937)
  2. Pepe le Moko (1937)
  3. Make Way for Tomorrow (1937)
  4. Grand Illusion (1937)
  5. Bringing Up Baby (1938)
  6. The Lady Vanishes (1938)
  7. La Bete Humaine (1938)
  8. The Rules of the Game (1939)
  9. The Wizard of Oz (1939)
  10. Gone with the Wind (1939)
  11. Stagecoach (1939)
  12. Ninotchka (1939)
  13. Mr. Smith Goes to Washington (1939)
 İlk olarak bu 13 filmi bitirmeyi ve 40lara geçmeyi planlıyorum. Bundan sonra ise 2020 Oscar filmleri arasında izleyemediklerim var. 1917 filmini vizyonda izleyebilmek önce yapımcılar sebebiyle nasip olamamıştı, bundan sonra artık beyaz ekranda görebilecek miyiz muallak. Ayrıca benim 2020 yılı için kendi kendime yaptığım bir Anime Filmler Meydan Okuması vardı, Netflix'e Studio Ghibli filmlerinin neredeyse hepsinin yavaştan eklendiği şu günlerde o meydan okumayı hızlandırabilirim diye düşünüyorum. Bu meydan okumayı katılmak isteyen olursa diye blogda özel bir yazıda bahsedeceğim.

 Sinema konusunda son olarak Filmloverss'ın inanılmaz keyifli geçeceğinden emin olduğum #birliktegüzel Evde Sinema Etkinliği var. Her gün film listeleri yayınlayacaklar, biz de sosyal medya üzerinden onları yorumlayacak ve konuşacağız. Dün ilk liste bu linkte yayınlandı. Bu etkinlik kapsamında izlediğim filmlerden ayrı yazılarda bahsetmeyi planlıyorum.


 Kitap konusunda bu sıralar önceliğim okulun okuma listelerinde olacak. Neredeyse 1 aydır hiçbir dersime çalışmadığım için konularda ve okumalarda epey geri kalmış durumdayım. Onlarda okula yetişmek yükümlülüğündeyim çünkü gelecek hafta online dersler başlıyor. Gerçi ders gününe 2 gün kalmasına rağmen okuldan hala net bir açıklama olmadığı için bizim yapabileceğimizi pek düşünmemeye başladım. Bunun dışında ise oynadığım bir oyunda kurulan kitap klübüne katıldım, şimdilik seçilen kitaplar daha önce okuduklarım olduğu için ilgimi çeken bir şey olmadı. Şimdilik elimde bir okuma listesi yok, canımın istediklerini alıp okuyorum. Önerilere açığım :)

 Son olarak bu sıralar dinlediklerimden küçük bir liste hazırladım. Çok müzik dinlediğim bir dönem olmadığı için genel olarak aynı şarkıcılardan oluşuyor. Herkese sağlıklı günler diliyorum.

29 Kasım 2019 Cuma

And Then We Danced (2019)

Cuma, Kasım 29, 2019 3
And Then We Danced (2019)
Orijinal adı: და ჩვენ ვიცეკვეთ
Yönetmen: Levan Akın
Senaryo: Levan Akın
Oyuncular: Levan Gelbakhiani, Bachi Valishvili, Ana Javakishvili, Giorgi Tsereteli, Tamar Bukhnikashvili, Marika Gogichaishvili, Kakha Gogidze, Levan Gabrava, Ana Makharadze
Süresi: 113 dakika
IMDb puanı: 8,2
Letterboxd puanı: 4,0
Ülke: İsveç-Gürcistan

Vizyona girdiğinden beri bir türlü gidemediğim And Then We Danced'i sonunda bu hafta izleme şansı buldum. Film, aileden gelen bir gelenekle Gürcistan'da Gürcü halk dansını icra eden Merab'ın hayatına Irakli'nin girişiyle yaşadığı değişimleri konu alıyor. Gürcistan'da geçmesine rağmen İsveç'in 2019 Oscar adayı olan film, bize yakın bir coğrafyanın sadece bize yakın olmayan bir hikayesini sunuyor. Gürcü milletinin özü olduğu vurgulanan Gürcü halk dansı üzerinden topluma biçilen maskülen ve sert erkek ile masum ve bakire kadın rollerini gösteriyor.

 Merab ise kendini dans hocasına kabul ettirebilmek için elinden gelenin çok daha fazlasını yapmasına rağmen "yeterince maskülen olmadığı" ve bunun bir "zayıflık" olduğu yüzüne vurulan, toplumun baskıcı ortamıyla arada kalmış bir genç. Irakli dans ekibine katılınca ona karşı hissettiği arzu ve rekabet, kendisini keşfetme yolculuğunda en büyük yönlendiricileri. Bir yandan diğer dansçıların, Ulusal Topluluk'a katılan ve eşcinsel bir ilişkide bulunduğu için yaka paça topluluktan atılan, manastıra sürülen bir başka dansçının hikayesini konuştuklarını duyuyoruz filmde. Böyle bir ortamda Merab'ın kendisi olabilmesi büyük bir mücadele.