Geçenlerde bir kısa film listesinde karşıma çıktı Le Ballon Rouge. Aslında çok bilinen ve sevilen bir filmmiş ancak benim varlığından yeni haberim oldu. Yine de demek ki bu filmle tanışmak bugüne nasipmiş diyorum kendi kendime çünkü belki 3-4 sene önce izlesem bende aynı etkiyi göstermeyebilirdi. Böyle tesadüfen karşıma çıkan ve bende iz bırakan eserleri çok seviyorum, pek kaderci olmasam da sanki karşıma çıkması gereken bir şey karşıma çıkmış gibi hissediyorum. 34 dakikaya tüm sıcaklığın sığdırıldığı bu filmi izlerken de aynısını hissettim.
Film Pascal adlı küçük bir çocuğun kırmızı bir balon bulmasıyla başlıyor. Bu balon sıradan bir balon değil, bilinci var ve bu sebeple Pascal'ın onu ipinden tutmasına gerek kalmadan Paris sokaklarında onu kendi isteğiyle takip ediyor. Bu süreçte okul, kilise ve otobüs gibi kırmızı balonun kabul görmediği yerler ve onu kabul etmeyen kişiler karşımıza çıkıyor. Paris sokaklarının çizdiği gri ve soğuk portreye rağmen kırmızının tüm canlılığıyla parlıyor balon ve Pascal'ın peşini hiç bırakmıyor. Pascal da arkadaşı balonun onu hiç bırakmayacağını biliyor ve buna güveniyor.

