vulnicure

21 Nisan 2016 Perşembe

Meydan Okuma 10. Gün

Perşembe, Nisan 21, 2016 4
Meydan Okuma 10. Gün
Bize biraz da güçlü yönlerinizden bahsedebilir misiniz?

Kararlıyım. Her ne olursa olsun bir konuda bir karar almışsam o kararımdan dönmem. Ama bu özelliğimi seven tek bir insan tanımıyorum hayatımda. Kararlılığım pek çok hedefime ulaşmamı sağladı ama kötü bir huy olarak, bir zamanlar çok değerli olan o hedef ulaşılabilir olduğunda benim gözümde değerini yitirir.

Hafızam kuvvetlidir ve gözlerim 5 numara miyop olmasına rağmen detayları çok rahat fark ederim. İletişim kurduğum insanın gözlerinden, araba aynası/camından vs. pek çok şeyden çevremi çok rahatça izlerim. -Bu özelliğimi çok sevdiğim bir arkadaşımdan kazandım- Bir de çok çok iyi rol yapabiliyorum. Hiç hafife almayın, bu konuda gerçekten kendime şaşırıyorum bazen. 

Güçlü bir yön sayılır mı bilmiyorum ama aklıma son olarak bir şey daha geliyor. Ben kafamda sürekli olarak olasılık hesaplamaları yaparım. Matematiksel olasılıklar değil, geleceğim açısından olumlu olumsuz aklıma gelen her olasılığı düşünür ve onlara hazırlıksız yakalanmamaya çalışırım.

Meydan okumada 10 gün devrilmiş. Hoş, ben katılalı birkaç gün oluyor :) Tüm sorulara gitmek için tıklayın.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Meydan Okuma 9. Gün

Çarşamba, Nisan 20, 2016 6
Meydan Okuma 9. Gün
Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?

İyi olmak istediğim alanların başında kendimi bildim bileli resim geliyor. Daha doğrusu çizim yapabilmek. Güzel resim çizmek için belki belli başlı eğitimler almanız elbette gerekli ancak o yetmiyor. İlla ki bir yeteneğiniz olmak zorunda. Ve benim yeteneğim çöp adamlarla sınırlı :(

Bazen zihnimde resim çizdiğimi hayal ediyorum, canlandırıyorum, çok hoşuma gidiyor. Keşke gerçekte de yapabilsem o hayal ettiğim çizimleri demeden edemiyorum. Çevremde çok iyi resim çizen insanlar var -kimisinin kariyeri bunun üzerine kurulu/kurmayı düşünüyor- ve onları öyle kıskanıyorum ki. Çizdikleri inanılmaz şeyleri görünce içim gidiyor.

Bunun yanı sıra tam bir sözelci olduğum için sayısal alanlarda daha başarılı olmayı da dilerdim. Ama bu konuya pek de takılmadığımı söylemek zorundayım :)

Meydan okumadaki sorular pek bir keyifli ama yanıtlamak akşam tam da yoğun olduğum saatlerde aklıma geldiği için üzerine pek düşünmeden hızlı hızlı yanıtlıyorum soruları. Biraz daha özenli yanıtlasam daha güzel olacak :) 10 gün olmuş neredeyse. Bu arada meydan okumanın tüm sorularına gitmek için tıklayın.

19 Nisan 2016 Salı

Meydan Okuma 7.-8. Günler

Salı, Nisan 19, 2016 1
Meydan Okuma 7.-8. Günler
7) Yatarken ne giyersiniz?

Pek çok insan gibi pijama giyerim. Bazen de pijama altımın üzerine sadece evde giydiğim eski tişörtlerden giyerim.

8) Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?

Telefonumda beni güldüren çok eğlenceli görseller var ancak telefonumu bir türlü bilgisayara bağlayamadım. Bilgisayarda da bunu buldum hazır Game of Thrones da başlamak üzereyken. Çok özledim diziyi, başlasın artık :)

17 Nisan 2016 Pazar

Batman Part 1: Burton ve Schumacher

Pazar, Nisan 17, 2016 7
Batman Part 1: Burton ve Schumacher
Batman (1989)
Ben süper kahraman evrenlerine çok ilgi duyan biri değilim. Bilen bilir, bu seneye dek o çok sevilen Marvel filmlerini dahi izlememiş insanım. Ama çocukluğumdan beri hayranlık duyduğum iki tane süper kahraman var: Batman ve Spider-Man. Şu an Spidey'yi eskisi kadar sevmiyorum ama Batman öyle mi? Çizgi romanlarını okumadım ancak elimden geldiğince ekranlardan takip ettim kendisini.

Batman'in ilk uyarlama filmleri 1943, 1949 ve 1966 tarihlerinde çıkmış ve yine 1966'da 3 sezonluk bir de televizyon dizisi yapılmış. Ben bunları izlemedim, Batman ile tanışmam da muhtemelen çizgi filmleri sayesinde oldu. Ama sinema açısından Batman ile Christopher Nolan ve Tim Burton sayesinde tanıştım. Nolan'dan önümüzdeki günlerde yayınlayacağım yazımda bahsedeceğime göre sadede geleyim.

Gotham City
Batman karakteri tipleme olarak gözümde oldukça karanlık biri ve ona dair en sevdiğim şey de bu yönü. Bu karanlık tiplemeyi tam da hayal ettiğim şekilde karşıma çıkardığı için Tim Burton'ın yönettiği 1989 yapımı Batman ve 1992 yapımı Batman Returns benim için izlemenin en keyifli olduğu yapımlar. Gotham denilince aklıma gelen tamamen Burton'ın seyirciye sunduğu yer. Zaten kendisinin özellikle o yıllardaki yapımlarıyla oluşturmuş olduğu imajı her iki filmde de kendini ortaya koyuyor.

Michael Keaton: Bruce Wayne/Batman
Michael Keaton'ın Bruce Wayne/Batman performansı her zaman için tartışılmıştır. Kimi kesim için en iyisi oydu, kimisi için kendisi çok donuktu, kimisi için karanlık. Ama bu gözler öyle Bruce Wayneler gördü ki! Ben Affleck'i izleyene dek en iyi Bruce Wayne/Batman performansının kendisine ait olduğunu düşünen taraftaydım ben. Ayrıca şu an için ikinci sırada olsa da hâlâ yadsınamaz bir performans sergilemiş olduğu düşüncesindeyim.

İlk filmde kötü karakter olarak karşımıza muhteşem performansıyla Joker olarak Jack Nicholson çıkıyordu. İzlediğim en başarılı kötü karakter performanslarından biri olduğunu hiç çekinmeden söyleyebilirim. Konu olarak Gotham'ın ve dünyanın Batman ile tanışmasını ele almıştı. Bu esnada Bruce Wayne de kalbini Vicki Vale'e kaptırmıştı.

İkinci filmdeyse kötü karakterler birden fazlaydı. Danny DeVito Penguen olarak, Michelle Pfeiffer Catwoman/Selina Kyle olarak karşımıza çıkmıştı. Ek olarak Christopher Walken kötü bir karaktere hayat vermişti. Zannımca Batman Returns hikaye ve kurgu olarak çok daha iyiydi. Her iki film de görsel şölendi bir kere. Oyuncular çok başarılıydı, hatta Michael Keaton'dan rol çaldıkları çok oldu. Müziklere girmiyorum bile. Uzun lafın kısası bu iki muhteşem film için Tim Burton'a ve görüntü yönetmenleri Roger Pratt ile Stefan Czapsky'ye teşekkür ediyorum buradan. Şu anki Batman fanatizmimi bu iki şaheser niteliğindeki uyarlama filme borçluyum. Elbette dolaylı olarak da kendilerine :)

Meydan Okuma 6. Gün

Pazar, Nisan 17, 2016 6
Meydan Okuma 6. Gün
moda'da bir evin penceresinden
Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?

Hiç düşünmeden cevaplayabilirim ki soldaki fotoğrafta gördüğünüz gibi bir köpeğim olmasını çok isterdim.

Genel olarak hayvanları severim. Bir hayvana özel olarak sevgi beslemiyor olsam dahi onun da en az benim kadar yaşama hakkının olduğu bilincinden çıkmamaya çalışıyorum. Ama köpekleri çok ayrı seviyorum, keşke şartlar müsait olsa da evde bir köpeğim olsaydı.

Şartların uymamasının en büyük sebebi zaten kalabalık bir ailemizin olması. Evin bazen bize yetmediği oluyor :) Gerçi kocaman bir evimiz olsa da evin içerisinde köpeğin gezinmesini ailemin isteyeceğini sanmıyorum. Özellikle annem köpeklerden çok korkar :) Bu şartlar uysaydı ve köpeğim olsaydı yine de sıkıntı çekerdim, çünkü yaşadığım yerde köpeğinizi parka çıkarabileceğiniz doğru düzgün bir alan yok.

Umarım ileride şartlar müsait olur ve benim de bir köpeğim olur.

Bu arada fotoğrafı bu yıl mart ayının başlarında çekmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam giriş kattaki bir camdaydı bu köpek. Fotoğrafını çekmek isteyen herkese tek tek poz vermişti resmen, şaka yapmıyorum. Çok da sevimliydi gördüğünüz üzere :)

16 Nisan 2016 Cumartesi

İlk Meydan Okuma (1.-5. Günler)

Cumartesi, Nisan 16, 2016 6
İlk Meydan Okuma (1.-5. Günler)
Saçaklı'nın Not Defteri blogunda bence çok keyifli olan bu meydan okumayı yayınlamış birkaç gün öncesinde. Müdavimi olduğum bloglarda da görünce biraz da kendimi tutamayarak hemen yanıtlamak istedim. Umarım sonunu getirebilirim, yetişmek için 5. güne kadar hepsini yanıtlayacağım.

1) Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz?

Müzik listemi karışık çalarak karşıma çıkan 10 şarkıyı paylaşıyorum sizlerle.

1) Sia - Asrep Onosim: Bu şarkıyı dinlerken ne hissediyorum inanın ben de bilmiyorum. Dinlerseniz hak verirsiniz belki:p

2) Hans Zimmer & Junkie XL - Is She with You?: Müzik listeme yeni giren bir çalışma bu, Batman v Superman: Dawn of Justice filminden. Filme dair en güzel şeylerden biri çünkü bu müziğin girdiği sahnelere destansı bir hava katıyor. Beni de acayip havalara sokuyor doğrusu :)

3) Amy Winehouse - Valerie (BBC Radio, 2007): Dinlemeyi en çok sevdiğim versiyonu bu. Açtığım her seferinde farklı şeyler hissediyorum, rahmetli çok güzel söylemiş.

4) Sixto Rodriguez - Crucify Your Mind: İyi ki karşıma çıktı bu şarkı, uzun zamandır Rodriguez dinlemediğimi fark ettim. Kendisinin şarkı sözleri şiir, müziğiyse ilaç gibi. Bu şarkı da en sevdiklerimden biriydi.

5) Mia Doi Todd - Spring: Sözlerini bırakıyorum, nasıl hissettiğimi anlarsınız zaten :)
Break all my bones
I'll learn to walk again
Break all my bones
I'll learn to dance again
Here comes the springtime
April rains bring May blooms
Here comes the timechange
Green lawns and long afternoons

Wipe off all my charms
I'll learn to fly again
Wipe off all my charms
I'll learn to breathe underwater again
Here comes the springtime
Daffodils in Easter hats
Here comes the timechange
Spring forward, no more falling back

Laugh at all my dreams
I'll learn to see again
Laugh at all my dreams
I'll learn to hope and to try again
Here comes the springtime
Bare branches give birth to leaves
Here comes the timechange
Holding a new hand, grateful for the breeze

Still my swollen lips
I'll learn to speak again
Still my swollen lips
I'll learn to sing again

6) Maximo Park - Leave This Island: Dürüst olmak gerekirse bu şarkıyı dinlerken çok da bir şey hissetmiyorum. Sadece arada dinlediğim hoş bir şarkı olduğunu düşünüyorum :)

7) Franz Ferdinand - Stand on the Horizon: Franz Ferdinand en sevdiğim gruplardan, ama bu en sevdiğim şarkılarından biri değil. Güzel bir klibi var.

8) Yeah Yeah Yeahs - Date with the Night: Bu tarzda müziğe ilgi duymaya başladığımda ilk keşfettiğim şarkılardan biri buydu. Çok eğlenceli bir şarkı, artık eskisi kadar hoplayıp zıplamasam dahi..

9) MFÖ - Ali Desidero: Birden açılınca bu nereden çıktı şimdi dedim :D Çok eskiden eklemişim meğersem. Öncelikle bana nostaljik olarak güzel şeyler hatırlatmasının yanı sıra zamanının adeta ötesindeymiş. Sözleri ezberimde :)

10) FFS - Collaborations Don't Work: Çok garip, ironik ve de çok güzel bir şarkı bu. Bana çok keyif veriyor :)

2) Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?

Göbek adım yok çünkü babam sağ olsun iki isimli olmuşum. Tamamını okuduğunuzda gerçekten kulağa komik gelen bir isim ve anlam karmaşası taşıyor gibi duruyor. Benim için bir önemi de yok, alıştım da. Herkesin bana hitap ettiği şekilde nüfustaki ikinci adımı kullanıyorum. Bence iki isimli insanlar belli bir yaşa geldiklerinde birini sildirme veya tutma konusunda seçim sahibi olmalı :/ Bazılarımız çok şanssız bu konuda.

3) Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın.

Cüzdanımda para, İstanbulkart, artık kullanılmayan kütüphane kartı, kredi kartı, üç tane fiş, tiyatro bileti, Watsons indirim kuponları, on kuruş topluluğu ve mağaza kartları var.

4) Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?

Aslında kesin olarak yaşayamam diyemiyorum çünkü illaki alışılacağı kanaatindeyim. Ama onlar olmadan yaşamaya adapte olmakta çok çok zorlanacağım kişiler başta annem olmak üzere ailem olur. Çünkü arkadaşlarımın yerini genel manada doldurmak kolay olsa da annemin yerini bir insan evladının dolduracağını sanmıyorum.

Herkes çok güzel cevaplar yazmış ama dürüst olmak gerekirse elektrik veya su olmayınca nevrim şaşıyor benim. Hatta sanırım bu ikisi olmazsa ben gerçekten yaşayamam. 

5) Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?

6. sınıftan beri fiş ve bilet koleksiyonu yapıyorum. Girdiğim her filmin, gittiğim müzelerin ve fiş verilerek aldığım her şey koleksiyonumda duruyor şu an. İllaki alırım çünkü :) Fiş koleksiyonu mevzusu 6. sınıfta fiş biriktirme yarışmasına (?) katılmamdan alışkanlık oldu. Sonradan onların yanında da biletleri biriktirmeye başlamıştım. Bir de sayılırsa dergi koleksiyonum var, daha çocukluğumdan beri aldığım hepsi duruyor. 

15 Nisan 2016 Cuma

Bazı Şeyler

Cuma, Nisan 15, 2016 8
Bazı Şeyler
bu yazıyı okurken siz okuyucularım
Merhabalar,
Epeydir yazmıyorum, taslaklara baktığımda tamamlanmış sayılabilecek birkaç yazı olmasına rağmen. Mesela Batman v Superman: Dawn of Justice filmi 25 Mart'ta vizyona girmeden önce, izlediğim tüm Batman filmleri hakkında bir yazı hazırlamıştım ama izlememiş olduğumu fark ettiğim iki filmi izleyip paylaşırım demiştim. Ama, ben filmleri izleyemedim ve yazıyı da paylaşamadım. Vizyona yeni giren filmi de izledim, hatta iki kere izledim, ama hala yorumlamadım. Yanılmıyorsam başka da film izlemedim bu ay. Dizi olarak biraz Sex and the City, biraz Gossip Girl, iki ayda ikisinden de kaç sezon devirdim. Ki GG benim ergenliğe geçiş dönemimin dizisi, her bölümünü izledim yani. Ama kafa dağıtmak için ideal olunca bırakamadım.

Twitter'dan takipleşiyorsak yeni bir blog açmış olduğumu belki okumuşsunuzdur. Bu yeni blogumu günlük olarak kullanıyorum, bu yüzden gizli tuttum. İçimi oraya dökmeye başladım çünkü hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak iyi hissetmiyor(d)um. Hepimizin hayatında olur böyle dönemler: her şey ters gider, desteğe ihtiyacınız olur, desteğini beklediğiniz insanlar size destek olmaz köstek olur ve siz de o şokla sorunlarınızı kafanızda daha çok büyütürsünüz. Huyum kurusun, böyle zamanlarda pek vurdumduymaz, başına buyruk bir insana dönüşüyorum. Dönüşüyorum demek hatalı olur aslında, ben zaten böyle biri sayılırım ama bu zamanlarda çok daha farklı boyutlar alıyor. Sonuçlarıysa benim açımdan olumsuz oluyor, kötü hatıralar kazanıyorum. -Bazen iyi hatıralar da kazanıyorum gerçi- Uzatmayayım, böyle zamanlardı işte. Bu yüzden içimden "Yayınla" butonuna basmak da gelmedi, iki kelime yazmak da gelmedi, iki kelime okumak da gelmedi. Böyle zamanlarda insan çok iyi şarkılar keşfediyor, söylemeden geçemeyeceğim. Bu yazıyı yazdığıma göre daha iyiyim, üst üste 10. kez hapşurmamı saymazsak :)

Açıklama niteliğinde bir yazı oldu sanki. Şimdi bugün nedense aklıma gelen ve sürekli dinlediğim Powerpuff Girls jenerik müziğini buraya bırakacağım ve buralarda yokken yayınladığınız yazıları tek tek okuyacağım:)