vulnicure

23 Mart 2020 Pazartesi

Corona Günceleri #2

Pazartesi, Mart 23, 2020 2
Corona Günceleri #2

 Selamlar, nasılsınız? Herkes iyi mi? Dün buraya uğrayamadım çünkü morallerimizi epey bozan bir durum oldu. 10 yaşındaki erkek kardeşimin ateşi gün içerisinde 36-38.8 arasında sürekli gidip geldi, öksürük sorunu pek yoktu. Kardeşim çabuk hastalanan bir çocuktur, her ay evde onun ateşlenme rutini yaşanır. Ancak böyle bir zamanda yüksek ateş deyince insanın aklına ilk olarak neyin geldiğini söylememe gerek bile yok. Babam hemen kardeşimi büyük bir hastaneye götürmek istedi ancak maskelerini takıp eve yürüme mesafesinde yer alan bir kliniğe gittiler. Sonuç olarak boğazında iltihap varmış, orada ölçüldüğünde de ateşi 37 çıkınca ilaç verip eve göndermişler. Kardeşim gün içerisinde iyiydi ancak akşam yatmadan önce ateşi yine 38 üstüne çıktı. Gece saat başı kalkıp ateşini kontrol ettik, ilaçlarını verdik. Çok korktuk, hala içten içe panik içerisindeyiz. 15 dakikada bir yanına gidip nasıl diye bakıyorum. Şükür bugün uyandığından beri ateşi normal, kendisini iyi hissediyor. Hatta okulların online eğitimi için derslerine başlayabildi, oyunlarını oynamayı da ihmal etmedi. O yüzden bugün biz de daha iyiyiz. Durumun böyle kalması için sürekli dua ediyorum, paniğiyle bile insanı bu kadar yerle bir eden şeyler çok azdır herhalde.

 Bu sinir bozucu durumdan biraz uzaklaşmak niyetiyle buraya attım kendimi. İlk günkü yazımda izlemeyi planladıklarımdan bahsederken çok büyük bir yeri atladığımı fark ettim: diziler. 1 ayı geçen evde kalma sürecimde yabancı dizi izleyemez oldum. Salona yerleştim, önceden kumandasına elimi sürmediğim televizyonun esiri oldum. Türk televizyonlarının 7 gün yayın akışına Müge Anlı'sından Milyoner'ine hakim hale geldim. Şimdi de yavaş yavaş kopmaya çalışıyorum. 



 Bugünü tek şarkıyla kapatıyorum. Bu şarkıyı 2020'ye gireceğimiz gece benim için çok önemli bir arkadaşım, benim için çok önemli bir diğer arkadaşımın daha olduğu Whatsapp grubumuza atmıştı. 2019'u bu şarkıyla kapatmıştım, 2020'yi de çok büyük umutlar ve endişelerle bu şarkıyla açmıştım. Üniversite sınavı stresinin yerini daha kısa süreli vizeler ve finaller streslerinin alacağı, kendime vakit ayırabileceğim, sevdiğim insanlarla sık sık bir araya geleceğim, istediğim şeyleri yapabileceğim bir yıl olacağına inanarak girmiştim 2020'ye. Aslında hepsi de bir yere kadar oldu. Yeni isteklerim de vardı tabii, çok sevdiğim bir arkadaşımla İstanbul'u baştan sona gezecektik. Zorlu PSM'de gitmek istediğim 4 konser vardı. Gittiğim bir dil kursu, okulda katılacağım etkinlikler ve festivaller vardı. Erasmus'a başvurmayı da planlıyordum ancak salgın hafiften yayılınca vazgeçmiştim zaten. Gelecek kaygısıyla dolu 20lerimin başı olabilecek en olağanüstü durumlardan biriyle geçiyor. Böyle olunca insanın derdi tasası da baştan sona değişiyor işte, "Ay bu 1917 neden vizyona girmiyor?"dan "Ya sevdiklerime bir şey olursa.."ya. Kendinize çok iyi bakın.

"Stuck in them 20 somethings, stuck in them 20 somethings
Good luck on them 20 somethings, good luck on them 20 somethings
But God bless these 20 somethings
(God bless, oh God bless, oh God bless, oh God bless, oh)
Hopin' my 20 somethings won't end
Hopin' to keep the rest of my friends
Prayin' the 20 somethings don't kill me, kill me"

22 Mart 2020 Pazar

2020 Anime Film Meydan Okuması

Pazar, Mart 22, 2020 3
2020 Anime Film Meydan Okuması

 Merhabalar,
Dün bu yazıda kendi kendime bir anime film listesi oluşturduğumdan bahsetmiştim. Bu listeyi aslında 2019'un başlarında yapmıştım, yaptığım zaman içinde yer alan 15 kadar filmi önceden izlemiştim. Gelgelelim 2019 benim üniversite sınavı yılımdı ve oldukça yoğun, bir o kadar da hobilerimden uzak geçmişti. Masada geçen 2 yıl sonrası hobilerime dönebilmek de çok zamanımı aldığından bu listeyi hazırlandığı yılda tamamlama şansım olmadı, ben de bu yıla erteledim. Evren de bu hevesimin sinyallerini almış olsa gerek, Netflix listede yer alan Ghibli filmlerini yavaş yavaş yayınlamaya başladı. İçinde bulunduğumuz bu zor ve belirsiz dönemin, listeyi hızlandırmam için en iyi zaman olduğunu düşündüm.
  1. Lupin the Third: The Castle of Cagliostro (1979)
  2. Nausicaä of the Valley of the Wind (1984)
  3. Angel's Egg (1985)
  4. Castle in the Sky (1986)
  5. Devilman - Volume 1: The Birth (1987)
  6. Akira (1988)
  7. Grave of the Fireflies (1988)
  8. My Neighbor Totoro (1988)
  9. Kiki's Delivery Service (1989)
  10. Only Yesterday (1991)
  11. Porco Rosso (1992)
  12. Pom Poko (1994)
  13. Ghost in the Shell (1995) 
  14. Whisper of the Heart (1995)
  15. Perfect Blue (1997)
  16. Princess Mononoke (1997)
  17. Jin-Roh: The Wolf Brigade (1999)
  18. Metropolis (2001)
  19. Millennium Actress (2001)
  20. Spirited Away (2001)
  21. Tokyo Godfathers (2003)
  22. Ghost in the Shell 2: Innoncence (2004)
  23. Howl's Moving Castle (2004)
  24. Paprika (2006)
  25. The Girl Who Leapt Through Time (2006)
  26. 5 Centimeters per Second (2007)
  27. Ghost in the Shell 2.0 (2008)
  28. Ponyo (2008)
  29. Redline (2009)
  30. The Secret World of Arrietty (2010)
  31. From Up on Poppy Hill (2011)
  32. Hotarubi no Mori e (2011)
  33. The Tale of the Princess Kaguya (2013)
  34. The Wind Rises (2013)
  35. When Marnie Was There (2014)
  36. A Silent Voice (2016)
  37. Your Name. (2016)
 Ben yukarıda paylaştığım 37 filmi seçtim ancak katılmak isteyenler kendi listelerini hazırlayabilir ve bana yorumlardan haber verebilirler. Uzun zamandır buralarda olmadığım için kimseyi özellikle davet etmek istemedim ancak ilgisini çeken herkesin katılımından minnettar olacağımı belirtmek isterim. Meydan okuma 2020 sonuna dek sürecek.

Herkese sağlıklı günler diliyorum.

21 Mart 2020 Cumartesi

Corona Günceleri #1

Cumartesi, Mart 21, 2020 1
Corona Günceleri #1
 

 Merhabalar, kürkçü dükkanıma döndüm. Malum virüs sebebiyle dünyada yer yerinden oynuyor, her geceyi bir öncekinin iki katı kadar artmış vaka sayılarıyla bitiriyoruz. Ayrıca sadece benim mi anksiyete bozukluğum oluştu yoksa tüm ülke hatta dünya olarak mı bu durumdayız? Belirsizlik, korku, sevdiklerini görememe durumu, bir yerlerde solunum cihazlarına bağlı insanlar ve onların ailelerinin olduğunu düşünmek hepsi benim canımı yakıyor. Bireysel hijyen önlemleri almak ve evde kalmak dışında yapabileceğimiz çok bir şey yok, ki bunları yapamayan bir o kadar insan olduğunu düşündükçe iyice yıkılıyorum. Yapmayı tercih etmeyerek, zorunda bırakılan insanların sağlıklarını riske atan insanları buradan ayırmam gerekir elbette. Aslında düşüncelerimi, en çok da korkularımı dile getirmek adına bir günlük tutmayı düşünmüştüm ancak şu 1 haftada gördüm ki sıfır sorumluluk altında tüm gün evdeyken bile insan bazı şeylere vakit ayıramıyor, ya da ayırmayı erteliyor.

 Ben akademik, sosyal ve belki de en önemlisi mental olarak hayatımın en iyi dönemlerinden birini yaşıyordum, ta ki dünya karışana kadar. Ve sonuç olarak yaklaşık 1 aydır sosyal izolasyon içerisindeyim ve ne yazık ki bunun büyük kısmı yatağımda oturup panikleyerek geçti. Böyle bir dönemin maalesef psikolojik olarak bizden götüreceği çok şey olacak, o sebeple bundan sonra zamanımı elimden geldiği kadar güzel geçirmeye çalışacağım. Günlük olarak burada izlediklerim, okuduklarım, dinlediklerim ve yapabildiğim diğer farklı şeylerden bahsetmeye karar verdim. Takip ettiğim blogları düzenli olarak okumayı da çok özlediğimi fark ettim! :) Hepimizin yapılacaklar listelerine ihtiyacı olduğunu biliyorum, bu sebeple ben de benimkilerin şimdiki versiyonlarını paylaşacağım.


 Konu filmlerse bende listeler bitmiyor. Epey önceden hazırladığım bir izlenecekler listem vardı, bu listeyi dönemler şeklinde bölmüştüm. 30lar döneminden kalan filmlerim şu an bunlar:

  1. The Awful Truth (1937)
  2. Pepe le Moko (1937)
  3. Make Way for Tomorrow (1937)
  4. Grand Illusion (1937)
  5. Bringing Up Baby (1938)
  6. The Lady Vanishes (1938)
  7. La Bete Humaine (1938)
  8. The Rules of the Game (1939)
  9. The Wizard of Oz (1939)
  10. Gone with the Wind (1939)
  11. Stagecoach (1939)
  12. Ninotchka (1939)
  13. Mr. Smith Goes to Washington (1939)
 İlk olarak bu 13 filmi bitirmeyi ve 40lara geçmeyi planlıyorum. Bundan sonra ise 2020 Oscar filmleri arasında izleyemediklerim var. 1917 filmini vizyonda izleyebilmek önce yapımcılar sebebiyle nasip olamamıştı, bundan sonra artık beyaz ekranda görebilecek miyiz muallak. Ayrıca benim 2020 yılı için kendi kendime yaptığım bir Anime Filmler Meydan Okuması vardı, Netflix'e Studio Ghibli filmlerinin neredeyse hepsinin yavaştan eklendiği şu günlerde o meydan okumayı hızlandırabilirim diye düşünüyorum. Bu meydan okumayı katılmak isteyen olursa diye blogda özel bir yazıda bahsedeceğim.

 Sinema konusunda son olarak Filmloverss'ın inanılmaz keyifli geçeceğinden emin olduğum #birliktegüzel Evde Sinema Etkinliği var. Her gün film listeleri yayınlayacaklar, biz de sosyal medya üzerinden onları yorumlayacak ve konuşacağız. Dün ilk liste bu linkte yayınlandı. Bu etkinlik kapsamında izlediğim filmlerden ayrı yazılarda bahsetmeyi planlıyorum.


 Kitap konusunda bu sıralar önceliğim okulun okuma listelerinde olacak. Neredeyse 1 aydır hiçbir dersime çalışmadığım için konularda ve okumalarda epey geri kalmış durumdayım. Onlarda okula yetişmek yükümlülüğündeyim çünkü gelecek hafta online dersler başlıyor. Gerçi ders gününe 2 gün kalmasına rağmen okuldan hala net bir açıklama olmadığı için bizim yapabileceğimizi pek düşünmemeye başladım. Bunun dışında ise oynadığım bir oyunda kurulan kitap klübüne katıldım, şimdilik seçilen kitaplar daha önce okuduklarım olduğu için ilgimi çeken bir şey olmadı. Şimdilik elimde bir okuma listesi yok, canımın istediklerini alıp okuyorum. Önerilere açığım :)

 Son olarak bu sıralar dinlediklerimden küçük bir liste hazırladım. Çok müzik dinlediğim bir dönem olmadığı için genel olarak aynı şarkıcılardan oluşuyor. Herkese sağlıklı günler diliyorum.

29 Kasım 2019 Cuma

And Then We Danced (2019)

Cuma, Kasım 29, 2019 3
And Then We Danced (2019)
Orijinal adı: და ჩვენ ვიცეკვეთ
Yönetmen: Levan Akın
Senaryo: Levan Akın
Oyuncular: Levan Gelbakhiani, Bachi Valishvili, Ana Javakishvili, Giorgi Tsereteli, Tamar Bukhnikashvili, Marika Gogichaishvili, Kakha Gogidze, Levan Gabrava, Ana Makharadze
Süresi: 113 dakika
IMDb puanı: 8,2
Letterboxd puanı: 4,0
Ülke: İsveç-Gürcistan

Vizyona girdiğinden beri bir türlü gidemediğim And Then We Danced'i sonunda bu hafta izleme şansı buldum. Film, aileden gelen bir gelenekle Gürcistan'da Gürcü halk dansını icra eden Merab'ın hayatına Irakli'nin girişiyle yaşadığı değişimleri konu alıyor. Gürcistan'da geçmesine rağmen İsveç'in 2019 Oscar adayı olan film, bize yakın bir coğrafyanın sadece bize yakın olmayan bir hikayesini sunuyor. Gürcü milletinin özü olduğu vurgulanan Gürcü halk dansı üzerinden topluma biçilen maskülen ve sert erkek ile masum ve bakire kadın rollerini gösteriyor.

 Merab ise kendini dans hocasına kabul ettirebilmek için elinden gelenin çok daha fazlasını yapmasına rağmen "yeterince maskülen olmadığı" ve bunun bir "zayıflık" olduğu yüzüne vurulan, toplumun baskıcı ortamıyla arada kalmış bir genç. Irakli dans ekibine katılınca ona karşı hissettiği arzu ve rekabet, kendisini keşfetme yolculuğunda en büyük yönlendiricileri. Bir yandan diğer dansçıların, Ulusal Topluluk'a katılan ve eşcinsel bir ilişkide bulunduğu için yaka paça topluluktan atılan, manastıra sürülen bir başka dansçının hikayesini konuştuklarını duyuyoruz filmde. Böyle bir ortamda Merab'ın kendisi olabilmesi büyük bir mücadele.

17 Kasım 2019 Pazar

I'm with the Band: Nasty Cherry (2019)

Pazar, Kasım 17, 2019 0
I'm with the Band: Nasty Cherry (2019)
Oyuncular: Charli XCX, Gabrielle Bechtel, Chloe Chaidez, Debbie Knox-Hewson, Emmie Lichtenberg, Georgia Somary, Kitten
Bölüm sayısı: 6
IMDb puanı: 7,3 (Henüz 19 kişi oylamış)
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Dikkat: Bu yazı reality şov/dizi/belgesel (?) hakkında spoiler ve alternatif pop müzik dedikodusu içerir.

Charli XCX'e bayılıyorum. Vroom Vroom ve Pop 2 gibi müthiş işlere imza atan ve birlikte çalıştığı insanları çok iyi seçen bu isim uzun zamandır sosyal medyadan Nasty Cherry isimli bir grubun promosyonunu yapıyordu. Kısa süre önce de bu grubun hikayesini anlatan Netflix şovunda olacağını haber verince bu kadar güvendiği bu isimler kimin nesi diye merak ederek 6 bölümlük bu değişik yapımı izledim. Dizi, Nasty Cherry grubunun kurulma ve ilk teklilerini çıkarma sürecini sözde belgesel olarak anlatıyor.

Bu yılın başlarında daha hiçbir şarkı yayınlamadan ve konser vermeden "Biz Nasty Cherry'yiz ve 2019'un en iyi grubuyuz." diyerek piyasaya giren ve Charli XCX başta olmak üzere ünlü isimlerin desteğini alan grubun kuruluş hikayesi dizide oldukça üstünkörü bir şekilde Charli XCX onları bir araya getirdi diyerek anlatılıyor. Gördüğümüz kadarıyla kızların birbiriyle alakası yok, bazılarının müzikal geçmişi bile yok. Ama hedefleri en çok tanınan rock grubu olmak. Charli de bir araya getirdiği bu gruptan çok umutlu ve kendisini yanıltmayacaklarından emin.

12 Kasım 2019 Salı

Romantik Film Etkinliği Başladı!

Salı, Kasım 12, 2019 3
Romantik Film Etkinliği Başladı!
Görsel Sibel İnceler bloguna ait.
  Merhabalar!
 İlk vize dönemimi atlatmış bulunuyorum. Kambur bir şekilde masamda yığılarak geçirdiğim haftaların bana omuz ağrısı, kas gevşeticiler, duruşumu düzeltmek için spora başlamaya karar verme gibi getirileri oldu. 

 Sevgili Şule Uzundere'nin blogunda gördüğüm bu inanılmaz keyifli etkinlik ilk andan beri aklımdaydı. Maratonu, bizzat bu etkinlik sayesinde keşfetmiş olduğum Sibel İnceler blogu düzenliyor. 4 Kasım'dan yılbaşına kadar sürecek etkinlikte istediğimiz sayıda filmi türünün romantik olması şartıyla izliyoruz, ister teker teker ister toplu hâlde yorumluyoruz. Daha fazla bilgi almak ve katılımınızı belirtmek için bu linke tıklayabilirsiniz.

 Yukarıda bahsettiğim gibi, sınavlar beni hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yordu. Bu yüzden biraz daha kafamı dağıtabileceğim filmler izlemeyi istiyordum, ayrıca diğer katılımcıların çeşitli filmler hakkındaki yorumlarını okumak beni epey cezbetti. Sınavlar bitince yakın bir arkadaşımın önceden bana hazırladığı ve sınav sonrası zaten izlemeyi planladığım filmlerden türü romantik olan hepsini aldım :)

 Benim bu maratonda izlemeyi planladığım filmler şunlar:
  1. In the Mood for Love (2000)
  2. Call Me by Your Name (2017)
  3. Cold War (2018)
  4. Une femme est une femme (1961)
  5. Jules et Jim (1962)
  6. Before Sunrise (1995)
  7. Before Sunset (2004)
  8. Before Midnight (2013)
  9. Happy Together (1997)
  10. Phantom Thread (2017)
  11. A Faithful Man (2018)
 Bir de ek olarak 2019 yapımı Modern Love dizisini dahil etmek istedim.

 Ben 1 hafta kadar geç başlıyorum ama uzun sürecek bu etkinlik için oldukça heyecanlıyım. Çok keyifli geçeceğinden şüphem yok!:)

14 Ekim 2019 Pazartesi

Geçtiğimiz Hafta Dinlediklerim #1

Pazartesi, Ekim 14, 2019 4
Geçtiğimiz Hafta Dinlediklerim #1

 Merhaba, nasılsınız? Ben uzun süren bir sınava hazırlık sürecinden sonra blog dünyasına tekrar alışmaya çalışıyorum. Bu ısınma turlarımda ilk kez dinlediğim ya da zamanında dinleyip sonradan 180 derece fikrimi değiştirdiğim albümler, ayrıca keşfettiğim sanatçılar hakkında fikirlerimi haftalık olarak yazmaya karar verdim. Bu yazı da bu serinin ilki olacak, dilerim devamı gelir.


Charli XCX - Sucker
(2014)

Charli'yi 2017'den beri takip ediyorum ancak kendisinin muhteşem Vroom Vroom EP'si öncesi çalışmalarını kısa zaman öncesine kadar hiç dinlememiştim. Sucker, Charli'nin daha geniş kitlelere hitap etmesini sağlayan tam bir pop albümü.

Sucker kesinlikle çok eğlenceli. Albüm son ses açıp eşlik etme hissi veren keyifli pop şarkılarıyla dolu. Ama ister istemez Charli'nin diğer çalışmalarıyla kıyaslayınca oldukça sönük kalıyor. Hatta deneysel pop müzikle devam ettiği diskografisinin en zayıf halkası demek yanlış olmaz. Yine de hakkını yememek gerek, Sucker liste müzik piyasası için oldukça kaliteli ve keyifli.


Los Bitchos

Franz Ferdinand'ın solisti Alex Kapranos'un bu grubun The Link is About to Die şarkısına prodüktörlük yaptığını belirten Instagram paylaşımını görünce Los Bitchos ile tanışmış oldum. Franz Ferdinand dediğime bakmayın, kızlarımızın müziğinin Franz Ferdinand'ın sounduyla uzaktan yakından alakası yok. Onlar kendilerini tekila ve Cumbia vibelarıyla takılan, Londra'nın yeraltı alemlerinden 5 kız olarak tanımlıyorlar. Bu tanımın hakkını da veriyorlar. Khruangbin'in daha bir cumbia ve Türk psychedelia soslusu gibiler. Yarım saat bile sürmeyecek kısacık diskografilerini birbirinden keyifli, insanı neşeli bir moda sokan şarkılarla doldurmuşlar. Özellikle son singleları The Link is About to Die ve Pista (Great Start) oldukça başarılı. Albüm ya da EP projeleri hakkında internette pek bilgi bulamadım ancak debut projelerini büyük bir merakla bekliyor olacağım.


Kim Petras - Clarity
(2019)

Klibinde Paris Hilton'u oynattığı I Don't Want It At All şarkısını dinlediğimden beri Kim'e bayılıyorum. Kendisi bu debut albümünden önce yayınladığı electropop ve bubblegum pop tarzındaki enerjisi yüksek singlelarla oldukça ilgi çekmişti. O keyifli ve farklı şarkılardan sonra piyasaya hitap edebilmek için R&B tarzına kaydığı bu albüm beni gerçekten çok şaşırttı. Bir iki istisna dışında hepsi birbirine benzeyen ve Kim Petras'ın potansiyelini yansıtmayan bu albüm tam bir hayal kırıklığı. Dinleyişimin üzerinden sadece 1 gün geçmesine rağmen aklımda sadece Icy ve Another One şarkılarının kalmış olması da albümün unutulmaya müsait havasının bir göstergesi olsa gerek.


Kim Petras - TURN OFF THE LIGHT
(2019)

Tam da bu hayal kırıklığından sonra 1 Ekim'de yayınlanan Cadılar Bayramı özel mixtape imdadıma yetişti desem yeridir. Kim Petras'ın vokalleri muhteşem. Şarkılardaki ses efektleri ve EDM altyapılı prodüksiyonun uyumu albümün temasını ve hikayesini tamamlıyor.

TURN OFF THE LIGHT, Kim Petras'ın yaratıcılığını ve yukarıda bahsettiğim potansiyelini yansıttığı çok başarılı bir mixtape olmuş. Albüm ilk dinleyişte hiç sıkmadan kendine çekiyor ve bırakmıyor. Oldukça eğlenceli bu albümün ekim ayında en çok dinleyeceklerimden biri olacağına eminim. Gönül ister ki resmi ilk debut çalışması da böyle olsaydı.


Palmiyeler - Palmiyeler EP
(2015)

Biraz da yerli ve milli gruplarımızdan bahsedelim :) Ne enteresan ki bu grubu bana zamanında Venezuelalı biri önermişti. Derine şarkısını dinlemiştim, bir daha da dinlemek aklıma gelmedi. Geçtiğimiz günlerde Spotify önerilerimde görünce ilk işlerini dinledim.

5 şarkılık bu kısacık EP, ana dilinde surf rock dinlemek isteyenler için bir nimet. Dinlerken gözlerimi kapattığımda beni sahil kenarında arkadaşlarla geçirilen, kahkaha dolu bir yaz akşamına ışınlanacakmışım gibi hissettirdi. Huzur dolu ancak birbirine oldukça benzeyen 5 şarkıyı dinlerken keyiflenmemek elde değil. Şarkıların tadı damağımda kaldı ancak henüz albümlerini dinleme fırsatı bulamadım. En kısa zamanda dinlemeyi planlıyorum.



Beyoncé - Beyoncé
(2013)

Zamanında Beyoncé'yi abartılmış bulduğum ve şarkılarına şans bile vermediğim için pişmanım. Lemonade'i dinledikten sonra kendisine olan ön yargımı yıkmıştım, kariyerindeki dönüm noktalarından biri sayılacak bu albümü de en az Lemonade kadar sevdim. 

Beyoncé oldukça kişisel bir albüm ve Beyoncé'nin evliliğine, problemlerine, cinselliğe vs. oldukça değiniyor. Bunun yanında kendisinin hitap ettiği büyük kitleyi göz önüne alırsak sosyal konularda farkındalık yaratmaya çalışması muazzam. Lemonade'de bu farkındalığı bu albümden çok daha olgun ve bariz bir çalışmayla görmüştük.

Kız kardeşi asansörde kocasına tekmelerle giriştikten saniyeler sonra kameralara gülümseyerek poz verebilen, kariyerini de hayatını da sürekli daha da mükemmelleştirmek için uğraşan bu kadına hayran kalmamak elde değil. Kendisi piyasadaki rakiplerinin aksine yaptığı işin kalitesine çok önem veriyor. Çalıştığı isimler, tartışılamayacak vokal yeteneği, müziğe görsel bir deneyim katma çabası... Bunların hepsi birleşince ortaya başarılı işler çıkıyor ve bu albüm de kesinlikle onlardan biriydi. 2010 sonrası pop müzik için mihenk taşı albümlerden biri. 


Nick Cave & The Bad Seeds - Ghosteen
(2019)

Bu albümü sona bırakmak istedim. Daha Skeleton Tree'in etkisinden çıkamamıştık ki en az onun kadar insanın içine işleyen bir Nick Cave & The Bad Seeds albümümüz oldu. Dürüst olmak gerekirse ben bu kadar çabuk yeni bir albüm beklemiyordum, hatta uzun bir süre yenisi gelmez diye düşünüyordum. Yanılmışım, Nick Cave oldukça trajik bir şekilde kaybettiği oğluna vedasını kendisine yaraşacak bir şekilde yapacaktı tabii ki de.

Ghosteen çok ağır bir albüm. Ancak albümün içine girebilmek ya da sevebilmek için değil, şarkıları kaldırabilmek adına ağır. İlk dinlediğim zaman ikinci şarkıdan sonra şarkıları durdurup sindirmek için bir süre bekledim ve çıktığı günden beri her birini defalarca dinledim. Şarkı sözleri çok sağlam, dinlerken Nick Cave'in muhteşem sesiyle adeta fon üstünde şiir okunuyor gibi hissettiriyor. Bu şiirsellik daha albüm kapağından dinleyiciye göz kırpıyor zaten. Albümün müzikal atmosferi tüyleri diken diken edecek seviyede yoğun. Çok sevdiğim Skeleton Tree'nin içindeki raw soundların albüme ve temasına çok büyük bir farklılık kattığını düşünüyordum ancak Ghosteen tüm sadeliğiyle ve buna tezat yoğunluğuyla bana aksinin de olabileceğini kanıtlamış oldu. 

Hiç sanmıyorum ancak dilerim bu albüm Nick Cave'in tekrar Türkiye'ye uğramasına vesile olur, çünkü geçen sene bu fırsatı kaçırdığım için yaşadığım pişmanlık bu albümden sonra zirveye çıktı.

Geçtiğimiz hafta ilk kez dinlediğim albüm, EP ve hatta mixtapeler bunlardı. Favorim kesinlikle Ghosteen oldu, Spotify'ı ne zaman açsam elim ona gitti zaten. Belki de o yüzden aklımda dinleyecek başka şeyler olduğunda açmaya bile tenezzül etmedim. Bu hafta da böyle geçecek gibi gözüküyor :)