Corona döneminde, vizyona girişinin 3. haftasında bile tıklım tıklım doldurduğu salonlarıyla ülke sinemalarına canlılık getiren Bergen filmini ben de izledim. Dürüst olmak gerekirse aslında bu film şu anki sinema fiyatlarıyla para verip izlemek isteyeceğim bir film değildi ancak annemin uzun zaman sonra benimle sinemaya gitmek istemesi bana para mevzusunu unutturdu, kardeşimi de alıp üçümüz beraber izlemeye gittik. Zaten film tek başına izlemek için çok uygun bir film değil gibi, insanı üzen hikayesi başkalarıyla paylaşarak daha kolay sindirilebiliyor.
Bu film her şeyden önce bana pandeminin gelişiyle hayatımdan çıkmış aktif seyircili sinema kavramını hatırlattı. Batman, Spider-Man ve Blackpink filmleri haricinde 2021'de salonlara döndükten sonra gittiğim filmlerde ya yalnızdım, ya da 4-5 kişi anca vardı. Bu film vizyona gireli 3 hafta geçmesine ve sabah seansına gitmemize rağmen inanılmaz doluydu. Bitiminde salondan çıktığımızda dışarısı daha da doluydu. Salonun içerisi ise uyarılara rağmen sürekli konuşan, bir spor müsabakası izliyormuşçasına karakterlere komutlar veren, telefon parlaklığı son seviyede telefonda gezinen, tüm bunları geçtim telefonla konuşan insanlarla doluydu. Sinema adabı gibi kulağa komik gelen bir muhabbete girmek istemiyorum ancak pandemi insanımıza sinemada hem yazılı hem yazısız bazı kuralları unutturmuş gibi. Streaming platformlarının evimizde bize sunduğu konforu onlarca kişinin bir arada olduğu bir ortama taşımak diğer insanlara saygısızlıktan başka şey değil. Konuyu pandemiye bağladım çünkü ben pandemiden çok önce, adı çıkmış semtimin mahalle sinemasında geçirdim çocukluğumu ve orada kapalı gişe izlenen filmlerde seyircinin ortak heyecanının sonucu olan toplu tepkiler dışında böyle şeylere hiç şahit olmadım.